Kategori arşivi: Hac Yazılarım

MUTLU KILAN KUTLU SEYAHAT

MUTLU KILAN KUTLU SEYAHAT

Hac hem bedenle hem de mal ile yapılan bir ibadettir. Ve bu ibadetin güzel olan tarafı kişinin ona gönlünü katıyor olmasıdır.
Hac ibadeti, insanın fıtrat dini olan İslam’ın doğup, dünyayı ve insanlığı aydınlattığı ufka doğru yol almaktır.
Hac ibadeti, Hz. Adem, İbrahim, ve İsmail’lerin gelip-geçtiği, ayaklarını bastığı mekanlarda tefekkürle nefes almaktır. Tarihin, her bir mü’minin şahsında tekrar yaşanmasıdır.

Hac ibadeti,  hayatın akışı içerisinde yorulan ve yıpranan gönüllerimizi dirilttiğimiz,  onardığımız çok kıymetli bir zaman dilimidir.
İşte bu günlerde bu nimeti yaşamak için şanslı bir kısım Müslüman kardeşimiz bu amaçla yola çıkarlar. Büyük bir heyecan ve merakla… Geride kalanların ise yürekleri onlarla çarpar adeta.

Dünyadaki hiçbir seyahat insanı bu kadar mutlu, mesud ve bahtiyar kılamaz. Çünkü bu yolculuk Hz. İbrahim’in davetine icabettir. Bilindiği gibi, Kabe inşa edildikten sonra Allah(cc), Hz. İbrahim’e Haccı ilan etmesini emretmişti.(Hac:27) Hz. İbrahim(as) da:”Rabbim! Benim sesim nereye kadar ulaşabilir ki?” deyince, Allah (c.c.), ”Sen davet et, duyurmak bana aittir!” buyurmuştu.  Bunun üzerine Hz. İbrahim yüksek bir yere çıkarak; ”Ey İnsanlar! Size Kabe’yi Haccetmek farz kılındı. Rabbinizin davetine kulak verin!” diye seslendi. İşte bu kıymetli davetin yapıldığı günden beri mü’minler Allah’ın misafiri olmak için kutsal beldeye seyahat ederler.
Hac mevsimi geldiğinde dünyanın dört bir köşesinden giden müslümanlar İslam’ın nabzının attığı kutsal topraklara kavuşurlar. Büyük bir aşk ve vecd içinde Kabe’yi tavaf ederler. Hayatları boyunca namaz kılarken yöneldikleri kıbleye kavuşmuş olmanın hayret ve sevincini yaşarlar; adeta gözlerine inanamayıp “gerçekten burada mıyım?” sorusuna cevap bulmaya çalışırlar.
Bu güne kadar hiç görmedikleri ama hissettikleri Müslüman kardeşleri ile tevhit yörüngesinde buluşmanın kıvancını yaşarlar ve orada gidemeyenler adına da elçilik yaparlar.
Safa ile Merve’de sa’y ederek Hz. Hacer’in su arayış ve suya kanış heyecanını yaşarlar.
Arefe Günü Arafat’ta af ve mağfiret isterler. İşte o gün Arafat bir başka güzeldir. Hz. Adem ile Hz. Havva misali bir araya gelen mü’minler Allah’ın huzurunda aciz, muhtaç bir şekilde affı beklerler. Cenabı Hakk’ın en büyük ikramı olan bağışlanmayı ümit ederler.
Asıl maksat Arafattır hacılar için.  Bir ömrün kararmış satırlarının silinip yeni bir sayfanın açılma ümidi ile kalkar  eller ve bükülür boyunlar, dökülür göz yaşları. Arafat, kulun Rabbine yep yeni, ter temiz bir kul olma sözü ile var olduğu huzurdur. Rabbin kuluna verdiği en büyük af ve mağfiret fırsatıdır. Her hac yolcusu bu Arafat anlarını adeta yudum yudum içer, nefes nefes içine çeker.

Ve hacılar günü böylece ihya ettikten sonra Müzdelife’ye gelerek orada da geceyi ihya ederler; Şeytan taşlamak için taş toplarlar. Müzdelife ’de taş toplamak, hataları kabul etmek ve onları kendinden uzaklaştırma erdemini göstermektir.

Şeytanı taşlayan hacılar bu hafiflikle Kabe’ye giderek farz olan tavaflarını yaparlar. Hac için giden her ferdin yüreği burada atar, yolu buradan geçer. Herkes kendi dilinde göz yaşı döker ve dualar ederek Rabb’in bu nimetine şükreder.

Hac için kutsal topraklara giden herkesin yolunun geçtiği bir mekan daha vardır ki orası da Medine’dir. Medine’ye gidiş, bir hacı için Hz. Peygamber’e olan saygı, sevgi ve muhabbeti ifade etme fırsatını buluştur.  Medine… Peygamber şehri. Yeryüzünde Allah’a en sevimli toprak parçası… Çünkü Allah Rasulü’nün hicret ettiği ve halen medfun bulunduğu yerdir. Şair Nabi ne güzel söylemiş:
”Hakikat cennetinin en korunmuş köşesi,
Peygamberlik ilinin başşehri Medine’dir.
Uyuduğu yer o yer O Nebiler Şahı’nın,
Cennet eğer yüzükse kaşı da Medine’dir.”
Hac yolcusu kardeşlerimiz Mekke’den Medine’ye giderken Hz. Peygamber’in Hicret yolunu takip edecek ve o günlerin heyecanını yüreklerinde taşıyarak Medine’ye girecekler. Mescid’e yaklaşıp Yeşil Kubbeyi gördükleri ve Ravza ’da ilk namaz kıldıkları anı hiç unutmayacaklar. Çünkü bu mekân Hz. Peygamber’in “cennet bahçesi” diye nitelendirdiği bir mekândır.

Hac görevini yerine getiren bir peygamber aşığına bahşedilecek en güzel hediyelerden biri bu şehirde Hz. Peygamber’e komşu olmak ve O’nun evini ziyaret etmektir.
”Benim şu mescidimde kılınan bir namaz Mescid-i Haram dışında diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha hayırlıdır” müjdesine nail olabilmek için Medine’de Peygamberin misafiri olmak… Mescidin minarelerinden okunan ezan-ı Muhammedi’yi O’nunla beraber hissetmek, kılınan namazlara O’nunla birlikte şahit olmak,  binlerce Muhammed ümmeti ile tek yürek olmak… Bütün bunlar yaşlanmış, çoraklaşmış ruhları gençleştirecek.

Bir gün sabahın erken saatlerinde Kuba ve Kıbleteyn Mescitlerini ziyaret ederek Hz. Peygamber’in geçtiği yollardan geçecekler. Uhut ve Hendeğe giderek peygamber efendimizin ve kıymetli ashabının acılarla dolu günlerine, yaşadıkları mekânlara tanıklık edecek, tarihte öğrendiklerini adeta yeniden yaşayacaklar. Uhut şehitlerini ziyaret ederek Fatihalar okuyacaklar.

Mekke ve Medine’de yaşanan bu günler, oraya giden her mü‘minin gönlüne yerleştirdiği bir mutluluk konsantresi olacak. Onu iyi bir şekilde koruduğu sürece ömrü boyunca bu mutluluk iksirinden her an istifade edebilecek.
Rabbim hepimize derinliğini alabildiğine hissedebileceğimiz, anlamını yaşayabileceğimiz mebrur makbul ve rızasına uygun haclar nasip etsin. Amin!
Selva ÖZELBAŞ

HAC ve UMRE GÖREVİYLE İLGİLİ RÖPORTAJ

HAC ve UMRE GÖREVİ

20130325_140802

1- Hacda görev yapmanın sizi heyecanlandıran kısmı neresidir?

Hacca gidenleri ‘Allah’ın misafiri’ olarak kabul ederiz. O’nun misafirlerine ev sahibi ve mihmandar mevkiinde olmak son derece heyecan vericidir.

2- Bu göreve nasıl seçiliyorsunuz?

Ben vaiz olduğum için gitmek istediğimde kuruma başvuruyorum, kurumum ihtiyaca ve önceliğe göre gerektiğinde görevlendiriyor.

010320137028

3- Hacda görevli olan bayanların sorumluluk alanları nelerdir?

Bayanlar kafilelerde irşat görevlisi olarak bulunurlar. Bayan irşat görevlileri, bayanların hac- umre ve diğer dini vecibeleri dinin istediği şekilde ve eksiksiz yapmaları konusunda yardımcı olurlar.

4- Bunun için özel bir eğitim alıyor musunuz?

Eğitim veriliyor.

280220137022

5- Hacıların beklentileriyle görev ve sorumluluklarınızın çatıştığı durumlar oluyor mu? Nasıl?

Zaman zaman oluyor.

Hacıların kulaktan dolma öğrendikleri eksik dini bilgilerle hareket etmek istemeleri durumunda çatışma oluyor. Mesela Uhut dağını gezerken oradan taş alıp getirmek istemesi, konuşamayan çocuk için deve dili talebi, kendilerine özel ilgi beklentileri.

20140217_143154

6- Bir yolculuk ve bir ibadet olarak Haccın insan kişiliğini ortaya çıkaran ve dönüştüren etkisi hakkında neler söylemek istersiniz?

Yolculuk bizatihi kişiliği ortaya çıkarır. Hac ibadeti de farklı ülkede, farklı iklimde, farklı mahalli kültüre sahip kişilerle aynı ortamları paylaşarak yapılır. Yolculuk uzun süreçte ve meşakkatli olduğu için kişilikler tamamen ortaya çıkar. Daha uçağa binerken sorun çıkarma, otobüslere binişte önde olma çabası, oda arkadaşları ile geçinememe, mescitlerde namaz kılacak yer bulmada sıkıntılar, izdiham oluşturma, izdihamda itiş-kakış, Hz. Peygamberin mescidinde ravzaya girerken adeta kendini kaybedercesine koşuşturma, hissiyata yenik düşme, görevlileri dinlemeden hareket etmeler, fevri davranışlar  v. b; hep ortaya çıkan kişiliklerdir.  Eğer bunu fark eder de kendisini görüp tanıyabilirse olumluya dönüşür. Bu yüzden gitmeden önce ve gittiğinde oralarda hacı adaylarını sabırla görüp kollayan ve hata yaptıklarında uyaran erkek ve bayan görevliler bulunursa onlardan da istifade eder. İnsanlar çoğu zaman bir uyarıcıya muhtaçtırlar.

Hacda ihrama girilir ve ihram sürecinde kişi rafes-füsuk-cidal diye ifade edilen çirkin söz ve eylemlerden, tartışmalardan, kötü ahlaktan men edilirler. Hacı adayları bunlara dikkat etmek zorundadırlar. Aksi takdirde ceza alırlar. İhram yasakları gündelik dünyevi hayattan bir süre uzaklaşmayı sağlar, kişi tırnak bile kesmeyecektir. Bütün bunlar bu süreçte kişiyi düşünmeye sevk eder, terbiye eder, dönüştürür.

İhramdayken sadece iki parça beyaz beze bürünmek maddi varlıklardan soyunmayı, manen arınmayı düşündürür.

Hacda özellikle Arafat, Müzdelife ve Mina’da zengin-fakir adeta eşitlenir. Hacı adayları bu durumdan ders çıkarırlar. Tavafta, namaz esnasında Kâbe’nin etrafında insanlar eşitlenir.

Dil, renk, mahalli kültür farklılıklarının üstünlük sebebi olamayacağı, hacca gelmiş herkesin Allah’ın misafiri olduğu dolayısıyla da Allah’ın misafirlerinin saygıdeğer oldukları fikri hakim olur.

Haccın farz ve vacipleri yani yapılması istenenler-tavaf, sa’y, ıztıbâ, remel, hervele,  şeytan taşlama vs. bütün bunlar sebep ve saikleriyle, arka planı ile düşünüldüğünde kişiye çok şeyler ifade eder ve hacdan kazanımlarla dönerler.

20140222_095124

7- Hacıda kadın olmanın kolay ve zor yönleri sizce nelerdir?

Kadın ve erkek aynı yükümlülüklere sahiptirler fakat kadınların özel hali zaman zaman sıkıntı oluşturabilir.

Şeytan taşlama mahalline yürüyerek gidip gelindiği takdirde zor olabilir.

İhramlıyken kıyafetini değiştirebilir. Bu da kolaylıktır. Çünkü erkekler ihramdayken giydiklerini sonuna kadar çıkarmazlar.

Farz tavaflarda remel (hızlı yürüyüş) ve sa’y de hervele (yeşil ışıklarda koşma) yapmazlar.

20130319_010738

8- Görevinizde ifa ederken yaşadığınız ve unutamadığınız bir anınız var mı?

Anı çok birkaç tane yazayım hangisini isterseniz ama uzun:

20160607_183203

anı 1:

Ziyaretçilerden biri, bir hanımın Ravza’ya hiç girmemiş olduğundan, üstelik uçağı kalkmadığı için Medine’den ayrılamadığından bahsetti. Gerçekten çok ilginçti ve merak edip o hanımın yanına gittim. “Rasulullah’ın davet ettiği özel insan sen misin ne oldu bana anlatır mısın?” dedim. Bana anlattığına göre; Emine hanım bir çekiliş sonucu umre kazanan bir hanımdır. Kurada kazandığı hediye onu çok mutlu eder. Fakat tek başına gidemeyecektir. Bin bir güçlükle eşi ona refakat eder. Eşini yalnız bırakmadan onun bu isteğini gerçekleştirebilmek için seferber olur iş yerinden çok kısa da olsa izin alır; bulur buluşturur bir grupla kutsal topraklara gelirler. Mekke’de umrelerini yaparlar. Oradan Medine’ye gelirler. Medine’de üç dört gün kalıp gideceklerdir. Emine hanım mescide gelir namazlarını burada kılar oteline döner. Üç gün böyle geçer. Artık dönüş vakti gelmiştir ve havaalanına giderler. Uzun beklemelerden sonra uçakta yer olmadığını ve bu gün Türkiye’ye dönemeyeceklerini öğrenirler. Moraller bozulur, gruptakilerin canı sıkılır. Söylenmeye başlarlar. Gruptaki tek kadın Emine hanımdır. O “durun bakalım yolcunun işini Allah bilir belki yapmadığımız bir eksik kaldı Allah bizi göndermiyor.” der. Otele dönülür. Yapılacak tek şey namaz vakti geldiği için mescide gitmektir. Emine hanım da öyle yapar. Mescide yeniden gelmiş olmanın sevinciyle öğle namazını kılar. Namaz kılmak için oturduğu yerde Türk kadınlarının toplanmakta olduğu dikkatini çeker. Merakla onlara  “Neden burada toplandınız? Ne yapacaksınız?” Der. Onlar da burada Hz. Peygamberin kabri olduğunu ve O’nu ziyaret edeceklerini söylerler. Emine Hanım aslında orada Rasulullah’ın hücre-i saadetinin olduğunu bilmektedir. Bilmediği şey kadınların ziyaret için oraya gittikleridir. Geldiği grupta kendisine bilgi ya da fikir veren biri olmadığı için konuya vakıf olamamıştır. Hem Emine Hanım hem de diğer kadınlar onun hikâyesini dinleyince hayret ve ibretler içerisinde kısa bir şok yaşarlar.

Kadıncağız gözyaşları içinde hem anlatıyor hem de titriyordu. Aynı şaşkınlığı hikâyeyi duyduğum zaman ben de yaşadım. “Sen bugün Rasulullah’ın başmisafirisin belki de ve senin burayı görmeden gitmeni Allah istemedi bu nimete ermeden ayrılmana razı olmadı diyerek elinden tutup ön tarafa geçirdim. Ona yardımcı olmak istiyordum. Bunun için gözümün önünde olması gerekiyordu. Diğer hanımlar günlerce ziyaret yapmışlar defalarca Ravza’da namaz kılmışlardı zaten işi biliyorlardı.  Bu nedenle onlar da anlayış gösterdiler.

Böyle bir misafirle karşılaşmak ve bu duruma şahit olmak beni son derecede heyecanlandırmıştı.

20140222_084241

Anı  2:

Yine bir ziyaret saati idi. Açılan kapıdan insanları yönlendirerek içeri aldık. Ashab-ı Suffa’nın arka kısmındaki bize ayrılan yere gelmiştik; ben hanımlara buraya oturmalarını söylüyordum. “Buraya oturun hacım” derken önümdeki hanım “oturacağım zaman ben kendim otururum “ diye cevap verdi. Ben de rahat ve tepkisiz bir üslupla “tabi ki nasıl isterseniz öyle yapın” diyerek diğerlerine yöneldim. Beklemediğim bu tepki biraz canımı sıkmadı desem yalan olur. Şükür ki böyle durumlarda soğukkanlı olabiliyorum. Nerede olduğunun farkında olarak davranmak önemli, misafire karşı hoşgörülü olmak, nazlarını çekmek gerekir. Çok nadir de olsa bu şekilde davranan insanlarla karşılaşmak elbette mümkün, beni tanımayan, mescidin çalışma şeklini, ziyaret kurallarını bilmeyen bir hanım diye düşündüm. Ayrıca bir problemi de olabilirdi. Bu nedenlerle fazla üzerime alınmamaya çalıştım.

Sonunda hanımefendi istediği zaman istediği yere oturmuştu. Ben ise hanımlara bazı bilgiler veriyor buradaki zamanlarını nasıl değerlendirebileceklerini anlatıyor, ziyaret edinceye kadar sabretmeleri gerektiğini söylüyordum; sorularına cevap veriyordum. Biraz önceki hanım da zaman zaman söylediklerime kulak kabartıyordu. Ben ise içeri girinceye kadar her safhada hanımlara durmadan önemli şeyler anlatıyor, hatırlatmalarda bulunuyordum. Her defasında o hanımın da anlatılanlarla ilgilendiğini görüyordum.

Medine’de kaldığı sürece hep yakınlarımda görüyordum hanımı. Bir defasında Türkiye’den Medine’ye yeni gelen bir tanıdığa rastladım. Ona hoş geldiniz derken o anda bana bir soru yönelttiler.  Geçen günkü hanım da hemen orada idi ve problem bu kadına aitti. Kadıncağız kitabını kaybetmiş; kitap, bir dua kitabı ve çok sevdiği birinden hatıra imiş. Üstelik içinde de Mekke’den edindiği çok değerli ve uğurlu bir şey varmış; ilk geldiği gün ziyaret için kapılar açılınca içeri girmenin heyecanı ile eteğinden düşürmüş, onu nerede bulabilirim? Diye sormak istiyormuş; bana soramadığı için diğer hanımlardan yardım istemiş; doğal olarak onlar da meseleyi bana aktarınca böylece olaya vakıf olmuş oldum. Bu arada önemli bir şey daha vardı “o gün canımın sıkıntısından sizi de kırdım özür dilerim” diyordu. Mesele anlaşılmıştı ben özür kısmının üzerinde durmayarak kaybolanlar konusunda; “hanımefendi sizin için manevi değeri olan bir hediyeyi kaybetmiş olsanız da siz en kıymetliye burada zaten kavuştunuz, ne mutlu size. Bu bulduğunuz güzelliğin yanında hiçbir şeyin değeri yok. Onu kaybetmenizi hayra yorun çünkü o madde sizin için değerli ve uğurlu olmaya başlamıştı ki bu iyi bir şey değil, kendinizi üzmeyin” diyerek yanından ayrıldım. Kadın cevap karşısında rahatlamış gibiydi.

Bu hanımefendiyle oradan ayrılacağı güne kadar her ziyarette karşılaşıyorduk. Ziyaretlerini daha rahatlamış bir şekilde yaptığını gördüm Mescit onu büyülemiş, etkilemişti. Daha farklı biriydi sanki. Ağlamaklı bir sesle benden tekrar helallik isteyerek “bu gün gidiyoruz bana dua edin, hakkınızı da helal edin ” diyordu.

20140220_084846

Anı 3: Mescid-i Nebi’ye gelen misafirin haddi hesabı yoktu. Benim de tanıdıklarımla karşılaşma ihtimalim doğal olarak artıyordu; fakülteden, hacdan, umreden, hısımdan, akrabadan, komşudan, ahbaptan, hoca arkadaşlardan ve daha nerelerden.

Mescitteki telaşeden dolayı, çoğu zaman bu tanıdıklarla karşılaşmamız anlık olarak gerçekleşiyor. Yani uzaktan birbirimizi görüp de düşünme fırsatı bulamadan yüz yüze geliveriyorduk. Gördüğüm an ile onu hatırlamam arasında fazla zaman oluşmadan büyük bir heyecanla kucaklaşıyorduk. Kimileri ile görüşmeyeli o kadar çok olmuştu ki “adı neydi?” dediklerim mutlaka olmuştur. Ben ev sahibi o misafir; ya da ben orada hizmetçi onlar yine misafir.

Kişinin orada tanıdıklarıyla karşılaşması elbette bambaşka bir duygu. O beldeleri insanın sevdikleriyle paylaşmaları anlamına geliyor. Daha sonra da oluşan bu hatıra aradaki bağı kuvvetlendiriyor. “Kişi sevdiği ile beraberdir” buyuran peygamberin dergâhında sevdiklerinle birlikte olmak çok hoş; hele hele onlara yardımcı olmak ve en güzel mevkide hizmet etmek tarif edilemez anlamda. Sanki mahşerin provası. İnsan, dünyada da sevdikleri ve iyi insanlarla beraber olmalı, Ahirette de.

Yine bir ziyaret saati ve umrecilerle beraberiz. Şemsiyeli bölümde hanımları oturttuk. Birkaç dakika sonra Arap arkadaşlar bir Türk grubunu bizim yanımıza doğru yönlendiriyorlardı. Oldukça kalabalık olan grup ise farklı giyimli pek bizim yanımıza yaklaşmayı sevimli bulmayan bir Türk grubu idi. Mümkün mertebe bizden uzakta durmayı tercih eden tavırları vardı. Biz hepimiz Türkiye grubu idik. Aslında onlar bizden biz de onlardan idik. Hz. Peygamberin huzurunda ayrı gayrı olmak doğru bir davranış değil. Mescit yönetimi kural koymuş; ülkeleri baz alarak içeri girdiriyordu. Benim görevim de bütün Türkleri toplu halde birlikte hareket ettirmekti. Gelen grup ise isteksiz bir şekilde biraz gerimizde duruyordu. Yanlarına biraz yaklaşarak “hacım buraya gelin, biraz daha yaklaşın” diye davet etmeye başladım. Doğrusu bu tarz davranışlar beni rahatsız ediyordu. Ne yapacağız bunlardan çekeceğimiz var diye düşünmeden edemedim doğrusu. “Lüfen hacım yaklaşın” diye tekrar seslendim. Aralarına girdim “bir şey yok kardeşim gelin hepimiz bir kardeşiz”, derken kalabalığın arasında gördüğüm şahsa inanamadım. Onu tanımıştım elbette o da beni.

Şu Allahın işine bak. Bunlarla nasıl baş edeceğiz derken onların içinden bir tanıdık çıkardı karşıma. Hem de kırk senelik tanıdığım; fakat yıllardır görmediğim, çocukluktaki komşumuzun kızı Neriman abla idi karşıma çıkan. “Selva” diyerek boynuma sarıldı,. Ağlıyordu. Ben henüz ilkokul çağlarındayken duvarları bitişik olan evlerimizin önünde onun kardeşleri ile oynardım. O da kapılarının önünde elinde nakış işler vaziyette olurdu. Zaman zaman yanına giderdik. Ondan hiç kötü bir şey öğrenmedim. Aksine ahlakı güzel bir insandı. Ne Neriman abla ne de ben yıllar öncesinde söyleseler inanmazdık olacaklara. Medine’ye yeni gelmişlerdi. Rasulullah’a kavuşmanın sevinci ile benimle karşılaşması benim onunla karşılaşmam hakikaten çok anlamlı geldi ikimize de. Neriman abla yalnız değildi; yine o da çok yakın bir tanıdık olan kardeşinin eşi ile beraber gelmişlerdi. O da bu karşılaşmanın sevinci ile boynuma sarıldı. Rasulullah’ın evinde ne güzel şeyler oluyor, beni mest eden. Biraz konuştuk kendileriyle. Görevli olduğumu öğrenince çok duygulandılar, tebrik ettiler Allah layık ederse güzel şeyler söylediler. Aralarında oturdum bir iki dakika birlikte geldikleri grup bu manzarayı görüyordu. Diğerlerine de hoş geldiniz dedim. Memnun oldular. Orada kaldıkları sürece ilk günkü soğuklukları kalmamıştı. Daha yakın idiler. Ön yargıları kalmamıştı. Neriman ablalarla da gidinceye kadar görüşme fırsatımız oldu. Dönüş günleri çok acıklı olmuştu, iyi hatırlıyorum.

20140220_114726

9- Sizce bayanlara verilen görevi genel görevlerden ayıran özellikler nelerdir?

Diğer görevliler-erkekler- genel görev yaparlar. Onlar kafileyi ve guruplarını yönetirler, Dini görevlerin dışındaki gündelik ihtiyaçlarda da yardımcı olurlar. Yani hem din görevlisi hem rehberdirler. Bayanlar sadece dini konularda görevlidirler. Ayrıca bayanlar mescidi nebevide nöbet tutarak Türk hacılara yardımcı olurlar.

20140220_103533

10- Sizce hacda görev yapacak bir bayan görevlinin hangi özelliklere sahip olması gerekir?

Görevine layık duruş ve davranışa –vakar- sahip olmalı. Sabırlı ve güler yüzlü olmalı. Hac ibadeti ile ilgili gelebilecek soruları cevaplandıracak donanımda olmalı. İnsanlarla iletişimde başarılı olmalı. Sorunları öngörebilme, çözebilme kabiliyetine sahip olmalı. İnsanları çekip çevirebilme, bir yerden bir yere alıp götürebilme, yönetme, yönlendirme dirayet ve kabiliyetine sahip olmalı.

MEDİNE’YE GİDİP DÖNERKEN

Medineli Günler-1                                                                              

img749

MEDİNE’YE GİDERKEN

13.06.2008

Uçağımız hareket ediyor ve biz Rasulullah’ın şehrine doğru gidiyoruz. Kısmet olursa 2,5 saat sonra salat-u selamlarla Medine’deyiz. Bu ilk gidişim olmamasına rağmen ilk defa Medine’ye gidiyormuşum gibi Medine akşamlarını merak etmeye başladım. İki ay önce umre için gittiğimde o kadar telaşlı idim ki, Medine’den nasıl ayrıldığımı bile fark edememişim. Bu ayrılık Istanbul’a döndüğümde aklıma geldi. Şu anda kendimi Medine’ye gider bulunca demek ki, Medine’den ayrılmamışım diyorum.

Evet şu anda Medine’ye uçuyorum. Hayret, ibret ve endişe içindeyim. Mutluluk ve sevinç bunların gölgesinde kalıyor. Neden hayret, ibret ve endişe içindeyim?.

Hayret ve ibret içindeyim, çünkü üstlendiğim görev istediğim an olabilecek şey değil özellikle benim için bu böyle. İyi bir yerden yıldızlı davetiye aldığıma eminim.

Hayret ve ibret içindeyim çünkü hep soranlara söylediğim gibi, bunu beklemiyordum ama bu sahada çok çaba sarf ettim, takip edenlerin malumudur.

Hayret ve ibret içindeyim, çünkü uzun süreli görevli gidenleri gördükçe ben de kutsal topraklarda uzun süre kalmak isterdim. Bu isteğim dua yerine geçmiş olmalı ki, irşat görevlisi olarak gitmek teklif edilince doğrusu daveti reddetmek aklımın ucundan dahi geçmedi.

En güzel yerden davet gelmişse başka hiçbir şeyi ona tercih etmek mümkün olamaz. Çocuklar, yaşlı anne, eş, bunları da hesaba katarak, gönüllerini alarak, teselli ederek yola çıkmak gerekir.

Endişeliyim çünkü temmuz ve ağustos gibi sıcak bir mevsimde Medine’de hiç bulunmadım. Bu güzelliği bu kadar istemek ve sonunda al bakalım deyip imtihanlara duçar olmaktan endişeliyim.

Elbette kendimden şüphem yok ama herhangi bir nedenle görevimi ifa edememekten korkarım. Hz. Peygamberin iyi bir komşusu olamamaktan, O’na layık davranamamaktan endişe ederim.

Allahtan en çok istediğim şey çok güçlü ve sağlıklı olmak, her şeyin huzurla ve feyizle geçmesidir. Sıkıntı,  hassas yerde, hassas görevin iyi bir şekilde ifa edilmesini istememden kaynaklanmaktadır.. Yoksa görevimi en güzel şekilde yapacağım konusunda endişem olmaz. Hayırlısı olsun inşallah.

 

MEDİNE’DE

04.08.2008

Yaklaşık iki aydan beri Medine’deyim. Diyanetin bayanlar için böyle bir hizmet alanı yoktu. Hac ve umre organizasyonunda erkek personelin geldiğini burada uzun süre kaldıklarını görüyor ve duyuyordum. Onları duydukça “Allahım ne güzel! Ben de burada uzun süre kalmak istiyorum” diyordum. Bu sadece içimden geçen bir istek idi. Nasıl olabileceği konusunda hiçbir fikrim yoktu. Kimseden bir ümit ve beklentim de yoktu. Şimdi ise bu arzumun gerçekleştiğini görünce elbette çok şaşırdım. Dualarım kabul edilmişti. Ama ben gerçekçi bir insanım. Mevla duamı sebeplerine bina ederek bana nasip etti diyorum. Elbette ben istedim. Bunun için gerekli durumlarla beni buraya ulaştırdı. Allah insanın dualarını, isteklerini işitir ve onları verir bu şüphesiz. Asıl önemli olan bu nimete ve bu nimeti verene layık olmaktır. Bir şeyi istersiniz, isterkenki niyetiniz ve kabiliyetiniz de önemlidir. Niyetiniz, o işten alacağınız ecri belirleyecek, kabiliyetiniz ise kavuştuğunuz nimeti ne derece başaracağınızı… Allah, bu kadar istiyorsun al benim hazinem geniş ve ben cömertim, diyebilir. Kavuştuğun nimetle baş edebilecek misin? Onu hakkıyla yerine getirebilecek misin? Altından hakkıyla kalkabilecek misin bahaneler üretmeden? Önemli olan budur. Sadece istemek ve ona kavuşmuş olmak yetmez. Talip olunan işi üstünkörü değil iyi bilmek, aşkla sevmek ve vecd içinde yapmak önemlidir.

Medine’ye gelmek bu anlamda, sadece Rasulullah’ın kentinde yaşamak, bulunmak, kırk vakit vecde dalmak değildir bir görevli için. Hizmetin iyi yürümesi için sağlıklı olmak, bunun için de fedakârlık etmek durumundasın. Bu nedenle buraya gelirken endişelerle geldim. Bu benim imtihanım olabilir mi diye korktum. Elbette imtihan edildim ama Allaha sığındım. Allah her zaman koruyan, esirgeyip bağışlayandır.

 

MEDİNE’DEN DÖNERKEN                                               07.08.2008

Bana Hz. Peygamber’in şehrinde kalmayı ve O’nun mescidinde hizmet etmeyi nasib eden Allah’a hamd ederim. Şunları söylemeliyim ki, burada Mescid-i Nebi ve oteller arasında koşuşturdum. Bunu severek ve isteyerek, aşkla ve vecd içinde yaptım.

Şu ana kadar buradaki işimle ilgili en ufak yorgunluk, bıkkınlık ve gevşeme hissetmiyorum. Türkiye’den gelen yüzlerce insan önümden geldi geçti. Hepsini memnun etmeye, tek tek gözlerinin içine bakmaya çalıştım. Güler yüzle hatırlarını sorarak, sorularını hatta sorunlarını dinleyerek, en güzel şekilde cevap vererek ev sahibine layık olmaya çalıştım. O’nun misafirlerine o nasıl davranmak isterse öyle davranmaya çalıştım. Bunu bütün samimiyetimle ve inanarak, isteyerek yaptım. Son derece heyecanlandığım, endişelendiğim, korktuğum anlar oldu. Duygulandığım ve üzüldüğüm anlar oldu. Yoruldum, sesimi kaybettim ama şevkimi kaybetmedim ve çok mutluyum. Karşılığında insanlara verdiklerimin geri bildirimini aldım. Bu beni motive etti, daha çok çalıştım. Türk umrecilerimizin, kendilerinden birini mescidde görevli olarak görmeleri, onlara tarifi imkânsız duygular yaşatıyor, gurur duyuyorlardı. Ayıptır söylemesi, doğacak çocuklarına ismimi vereceklerini söyleyenler, duygu ve takdir hisleri ile dolu mektup yazanlar, adımı alıp kurumuma teşekkür edeceklerini söyleyenler de vardı. Her takdir ve sevgi gösterisinde Allah’a sığındım.

Ben bu görevi yaparken arkamda kurumumun maddi manevi gücünü hissettim. Benim oradaki varlığımdan mutlu olup söylediklerimi dikkatle dinleyerek takip eden güzel insanımızın bana olan güvenini ve sevgisini hissettim.  Bununla birlikte mescit yönetiminin Türkiye’den gelen resmi görevliye olumlu bakışlarını ve desteklerini de unutmamak gerekiyor. Mesciddeki görevlilerin bana ismimle hitab edebilecekleri kadar onlarla iletişim kurdum. Şakalaşacak kadar onlarla yakınlaştım. Bunlar benim gücüme güç kattı. Türklerle aralarında tercümanlık yaptım. Türklere ve Türk görevlisine olan güveni korumaya çalıştım. Mesciddeki kurallara dikkat etmeye saygı duymaya özen gösterdim. Anlamadıkları konularda vatandaşlarımızı makul noktaya getirmeye çalıştım. Vatandaşlarımızın makul istekleri için de gereken çabayı sarfettim. Türk ziyaretçilerin şikâyetlerini ilettiğimde bunu önemsediklerini gördüm.

Bütün vatandaşlarımızın, hiçbir ayırım yapmadan, huzurla ibadet etmeleri için ihtiyaçları olan konularda bilgilendirme yaptım. Zaten Diyanetle giden umrecilerimizle otellerinde mutlaka görüşüyor konuşmalar yapıyordum. Bu konuşmalar umrecilerimizin hem bilgilenmelerine ve şuurlanmalarına hem de Türkiye’mizin her bir köşesinden gelen vatandaşlarımızla daha iyi tanışmama neden oldu. Her yaştan ve her kesimden orada bulunan vatandaşlarımızın bilmedikleri konularda kendilerine yardımcı olmaya sorularına cevap bulmaya çaba sarf ettim.

Bu arada Türkiye’de neyim varsa unuttum. Dünyada sanki benim kimsem yoktu. Mescit, Ravza, umreciler, Suud’lu görevli arkadaşlar, açılıp kapanan şemsiyeler, kubbeler, kayıp ve emanet bürosu, mesciddeki kütüphane, hücre-i saadet, yeşil halı, sütunlar, minber, mihrap, vb….hayatımda sadece bunlar oldu.

HEPSİ ALLAH’IN LUTFU İDİ.  Çok şükür, orada istediğim kadar kalma imkânını bana bahşeden Allah’a… Çok şükür, esirgeyen-bağışlayan, koruyup-gözeten ve saklayan Allah’a…

Selva hoca

RASULULLAH’IN HUZURUNDA

Medineli Günler: 3

paperartist_2014-02-21_16-55-30

 20130701_193435

20130319_000055

RASULULLAH’IN HUZURUNDA

Hepimiz merhaba demeye geldik aslında. Amacımız, “esselamu aleyke ya Rasulallah ben geldim” demek ve Ravza’sında iki rekat namaz kılabilmek, “Ya Rabbi Peygamberimizin şefaatine nail et bizi” demek.

Yıllardır içimizde büyüyen hasretle varırız Rasulullah’ın huzuruna. Hem de dağları aşarak, bulutlardan geçerek daha doğrusu uçarak, hayatımızı riske atarak, paramızı yolunda feda ederek varırız Rasulullah’ın kentine.

Varırız varmaya ama huzura girmek o kadar kolay değildir. Dakikalarca bekleriz. Biz beklemeye razıyız, yeter ki O bizi kabul etsin. Nihayet kapı açılır. Açılan kapıdan girmek de yetmez, düşünmek gerekir. “Kimin huzuruna giriyorum ve bu giriş nereye? Ya Rasulallah, kabul et bizi” demeden arsız çocuklar gibi koşarak, hoplayıp zıplayarak, ne dediğini bilmez şekilde huzura girmemek gerekir. Hem O’na hem de onun ümmetine yakışır tavrı takınmak gerekir. Salatu selamlarla “izin ver ya Rasulallah, Ravza’na gireyim” diyerek ilerlemek gerekir açılan kapıdan.

Ve nihayet ulaştığımız yer şemsiyelerin altı ve Ravza’nın karşısıdır. “En güzel manzaralı yerdir burası” der bir görevli. İşte karşımızda Yeşil Kubbe! Kabr-i Şerifi kaplayan örtü. Şu anın insanda tesirini kelimelerle anlatmak imkânsız. Zira bu kubbenin altında yatan, âlemlerin sultanı, insanlığın iftihar ve kurtuluş vesilesi Hz. Muhammed Mustafa (sa)Efendimizdir. Önemlidir burada beklemek, seyretmek Yeşil Kubbe’yi, doğrudan Ravza’ya girmekten. Bir zamanlar hurma bahçesi olan bu yerde oturup tefekkür etmek gerekir. Dua etmek gerekir. Kavuştuğun bu nimete şükretmek gerekir. Çünkü Hz. Peygamber’in kabrini ziyaret edene şefaatinin müjdesi vardır.

Sabır işidir burada beklemek. Rasulullah’ın bizden başka misafirleri de vardır. Her biri bir başka dilden,  başka ırktan, başka renkten ve başka kültürden. Ama hepsinin odaklandığı nokta bir… Tam burada etrafta gördüğümüz bu insanların hepsinin Rasulullah’ın ümmeti olduğunu anlarız. Bir taraftan asırlar önce mescidin tamamını kaplayan Medine şehrini düşünür, diğer taraftan dünyanın her bir köşesinden gelen Muhammed ümmetine bakarız. Aradan zamanı kaldırır asırlar önceki mana alemine dalarız; şurada  Hz. Fatıma…. İşte Hz. Aişe! Orada namaz kılıyor… Rasulullah ashabıyla oturmuş onlara gelen vahyi aktarıyor… Hasan ile Hüseyin, mescidin kapısından içeri doğru koşuyorlar… Rasulullah, “dünyadaki iki reyhanım” dediği torunlarını karşılamak için yerinden kalkıyor, onları karşılıyor, kucağına oturtuyor sohbetine devam ediyor… İşte Ebu lübabe! Kendini şu sütuna bağlamış affedilmeyi bekliyor… Hz. Bilal ise şurada ezan okumaya hazırlanıyor.

Bir anda gözlerimize perdeler iner sahne değişir. Etrafta sesler ve kalabalık. Hâlbuki Rasulullah’ın huzurunda sükûnetle durulmalıdır. Allah, Kur’an-ı Kerim’de mü’minlere Hz. Peygamber’in huzurunda seslerini alçaltmalarını, aksi halde farkında olmadan emeklerinin boşa gideceğini söylüyor. Bu nedenle edeple oturmak, kabul zamanını beklemek gerekir. “Randevu alındı ziyaret zamanı için beklemek gerekir” der bir görevli. Acele eder insanlar çünkü… Evet, misafir edepli ve ve sabırlı olmalıdır. Birinin evine ziyarete gitsek davranışlarımız nasıl olur? “Misafir ev sahibine tabi olmalıdır.” der yine aynı görevli. Annesinin yanında huysuzluk eden çocuk gibi bir misafir olmamalıyız. Evet, sabırlı olmalıyız. Burada en çok kullanılan kelime bu. Fakat durmak ne mümkün, oturmaktan yoruluyoruz. Belimiz, dizimiz ağrıyor, ayaklarımız uyuşuyor. Şöyle bir ayağa kalkmak istiyoruz. Birden aklıma geliyor. Hani “anamız babamız, canımız senin yoluna feda olsun” diyorduk.  Demek ki ahitlerimizi tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor.  Diğer taraftan bir ziyaretçi şöyle söylüyor; “Ağrısın, ağrısın ki, burada çekilen acıları hissedeyim” diyor. Yine sabra devam ediyoruz… Heyecan dorukta. Yine unutuyor aceleci tavırlar sergiliyoruz. Görevli, Medine’ye geliş nedenimizi anlatıyor bizlere. Otele dönünce ne yapacağımızı soruyor. “Misafir mi gelecek hacım?” diyor tatlı tatlı gülümseyerek.. Rasulullah’ın beldesinde bize nasıl hizmet edildiğini gözlerimizin önüne getiriyoruz birer birer.  Söyleyecek söz bulamıyoruz

Rasulullah ve iki dostuna o kadar yakınız ki şu anda, bize Ravza’yı gösteren görevliye “Rasulullah’ın kabri nerede?” diye merakla soruyoruz. Eliyle bize kabri şerifi, minberi Rasulullah’ın namaz kıldırdığı mihrabı ve oradaki önemli kısımları anlatıveriyor.

Yine dalıyorum asırlar öncesine… Peygamber(as)ın hanımları canlanıyor gözümde. Hz. Aişe’nin odası, Hücre-i saadet… Rasulullah namaz kılıyor… Derken…“Epey beklediniz, Rasulullah sizi huzurunda iyice ağırladı haydi kalkın yavaş yavaş Ravza’ya buyurun iki rekat namaz kılın” diyen görevlinin sesi ile kendime geliyorum.. Kimseyi incitmeden ileri doğru gitmeye çalışıyorum. İşte şimdi cennet bahçesindeyim. “Evimle minberim cennet bahçelerinden bir bahçedir,” buyurmuş bu evin güzel sahibi… Şairin, “Cennet eğer yüzükse kaşı da Medine’dir” dediği gibi, Medine’ye geldiğimizden beri büyük bir nimetin içinde olduğumuzu idrak etmek gerekir.

İşte burası bir cennet bahçesi. Havz’ının da burada olduğunu söylüyor güzel ev sahibi. Elbette kaynak burada; hakkın, adaletin,  doğruluğun, merhametin, her türlü güzelliğin çıktığı kaynak burada. Dünyaya güneş gibi doğan, insanlığı aydınlatan, kalpleri yumuşatan kaynak burada. Hira Dağından doğan İslam’ın nurunun daha da güç alarak yayıldığı yer burası. Ve biz şu anda O güzel elçinin huzurundayız. “Essalatü vesselamu aleyke ya Rasulallah, essalatü vesselamu aleyke ya habiballah… Essalatü vesselamü…” diyerek selam veriyoruz iki cihan güneşine. O’nun iki güzel arkadaşını da selamlamadan geçmek olmaz. Tarifi imkânsız duygular içinde namazımızı kılıyoruz biraz da acele ederek. Rasulullah’ın huzurunda yapılan duaların reddolunmayacağını düşünerek uzun uzun orada kalıp dua etmeyi kim istemez. Ama diğer ümmeti Muhammed’i de düşünmek gerek, sadece kendimizi değil. Kendin için istediğin şeyi mü’min kardeşin için de istemedikçe hakkıyla iman etmiş olmazsın” sözünün sahibi bize ne der? O’nun güzel ahlakına sahip olmak Rasulullah’ı ziyaretten kazançlı çıktığımızın ve O’nu memnun ettiğimizin bir göstergesidir. Aksi takdirde burada bulunmamızın ne anlamı var? Ve huzur-ı saadetten, yine sükûnetle ayrılıyoruz gözü yaşlı… Dualar ederek ve edeple.

Selva hoca

PEYGAMBER MESCİDİNDEKİ GÖREVLİLER

Medineli Günler-4

20130319_010738

PEYGAMBER MESCİDİNDEKİ GÖREVLİLER

Mescit görevi, rahmeti kadar zahmeti, nimeti kadar külfeti de olan, ümit verdiği kadar korkutan bir görevdir. Görevli, olduğundan daha fazla sabırlı olmak durumundadır. Peygamber Mescidinde oldukça fazla sayıda Suudlu bayan görevli vardır. Bu görevliler dünyanın her bir yerinden gelen ziyaretçilerin izdiham olmadan namaz kılmaları ve ziyaret etmelerinden sorumludurlar; dolayısıyla bunun için gayret sarf ederler.

Medine’ye geldiğim ilk günlerde benden önce buraya gelmiş olan irşat görevlisi arkadaş ile beraber Mescitte yapılacak bir hatim merasimine davet edilmiştik. Yatsı namazından sonra katıldığımız bu merasim, mescidin arka kısmında etrafı kapatılan büyük bir bölümde gerçekleşiyordu. Törende üst düzey davetli hanımlar, hocalar, mescitte çalışan görevliler, hatim indirenler, Kuran’ı ezberleyenler ve aileleri hazır bulunuyorlardı. Güzel bir törendi; çeşitli kıraat vecihlerine göre Kur’anı ezberleyenler, hafız olanlar Kur’an ziyafetinde bulundular. İkramlar yapıldı, diplomalar ve hediyeler takdim edildi, konuşmalar yapıldı.. Slâytlar gösterildi. Medine’ye ayak bastığım ilk günlerde bu tören benim için muhteşem bir karşılama ve moral gecesi olmuştu. O gece Mescit’te çalışan arkadaşları daha yakından tanımaya başladım. Mescidin müdiresi ile tanıştık, orada bulunuşumuzdan mutlu olduklarını ifade ettiler, açılan deftere hatıra olarak bir de yazı yazdık.  Gerçekten de Mescitte farklı bir gece yaşamıştık.

Mescitte çeşitli kategorilerde görevliler bulunmaktadır. Bu görevliler yapacakları işe göre eğitimler ve seminerler alırlar. Çünkü hem zor hem de önemli bir vazifedir burada görev yapmak. İnsanlara karşı davranış şekli, sorulara verilecek cevaplar, insanların yönlendirilişi vs. konularda eğitilirler. Ayrıca irşatta bulunacak olanlar dini konularda daha fazla eğitim alırlar. Zorluğuna ve önemine binaen görev yapılan mekân ve zaman değişir; yani burada görev münavebe ile olur. Bir kişi sürekli aynı yerde çalıştırılmaz, belirli aralıklarla değişim yapılır. Ayrıca mescidin her yerinde görev yapan çeşitli birimler bulunmaktadır.

Mescitte güvenlik önemlidir. Kapılarda ikişer adet görevli bulunur. Umreciler girişlerde aranır. Mescidi kirletecek, insanlara zarar verecek kesici, yakıcı alet ve maddeler, çarşı pazardan alınan eşyalar içeri alınmaz. Özellikle kamera veya kameralı telefon girdirmek yasaktır. Mescide girende bu maddeler bulunduğunda içeri alınmaz. Sadece telefon, girişe yakın yerde emanet bürosuna bırakılabilir. Normal umreci ya da grup görevlisi olarak gittiğimde kameralı telefonumu saklayarak içeri girerdim. İrşat görevlisi olarak gittiğimde de ilk önceleri yine saklayarak girdim. Genellikle kapıdan girişte tanıdık arkadaşlar rastladığında beni aramıyorlardı. Fakat Mesciddeki arkadaşların beni iyice tanımalarından sonra saklasam da içim rahat etmedi. Üstelik “kamera var mı?” Sorusuna var olduğu halde yok demek bana imkânsız hale gelmişti. Hakikaten olmadığı zaman zevkle “kamera ma fi “diyordum sırf bu keyfi yaşamak için telefonu evde bırakıyordum. Telefonum yanımdaysa göstererek emanete bırakacağımı söylüyordum. Gidip yine zevkle telefonumu teslim ediyor ve deftere zevkle imzamı atıyor hem kendi adımı hem de babamın adını deftere kaydettirmiş oluyordum.

Mescitte özellikle bayanlar bölümünde kamera bulundurmak, resim ve film çekmek yasaktır. Gizlice bir fotoğraf alayım derken yakalanan kameralar alınır sahibine teslim edilmek üzere götürülür. Fakat sahibi onu dışarı çıkarmak zorundadır. Ve bu hareketin bir daha tekrar edilmemesi gerekir. Ayrıca eğer resim çekilmiş ise onlar silinir. Mescidin dışında kadınlara ait kısımda da resim ve kamera çekimleri yine yasaktır. Bulunduğumuz mescit bir peygamber mescidi ve kadınların bulunduğu bölüm; hem mescide saygı duymak hem de mahremiyet kurallarına önem vermek gerekir. Orası Hz Peygamberin harem kıldığı yer, isteyen istediği gibi davranamaz. Bu nedenle insanların ibadet ve istirahat ettiği yerde resim ve film çekmek yakışık almaz. Bu yasaklamaya da saygı duymak gerekir.

Bir gün mescidin bahçesinde kadınlar kısmında Tebrizli kızlarla tanışmıştık. Tam orada kızlarla fotoğraf çekinmek üzereyken telefonum aniden biri tarafından süratle alınıp götürüldü ve telefon gitti. Hepimiz o tarafa koştuk. Birkaç bayan görevli var fakat telefon yok hepimiz telefon nerede nerde diye bağırmaya başladık. Telefon ortada yok acaba biri kap kaç mı yaptı. Derken Bunu mu arıyorsunuz dediler ve biz rahat bir nefes aldık. İmzamızı attık resim silindi ve telefonumuzu aldık. İmzalanmadık defter kalmamış oldu böylece.

Mescidin içindeki görevliler, namaz vakti yaklaşırken içerde önlemler alırlar; Mescidi şeritlerle bölümlerler. Aralara yollar oluşturarak namaz kılınacak yerlere insanların iyice yerleşmesini sağlarlar. Böylece mescitte daha çok insan daha düzgün yerleşmiş olur. Namaza durulacak zaman şeritler toplanır aradaki yollar, namaz için en son dolan yerler olurlar.

Namazdan sonra ziyaret yapılacaksa, levha tutan görevliler mescidin içindeki yerlerini alırlar. Hangi ülke levhasını tutuyorsa onlar onun bulunduğu yerde toplanmaya başlarlar. Levha tutanla birlikte bir de o ülke dilini bilen görevli vardır. O görevli, insanları yönlendirir ve bilgilendirir. Ravza’ya girinceye kadar onlara eşlik eder. Ben oraya vardıktan kısa süre sonra mesciddeki Türkçe bilen yerli görevliler izne ayrıldılar. Türkiye grubu tamamen bana kalmıştı. Şunu da söylemem gerekir ki mescitteki Türk asıllı görevli arkadaşların bizim oradaki çalışmalarımıza bakışları müspet ve insanımızın ziyaretine katkıları oldukça fazlaydı. Yine de ben bunu bir avantaj olarak kullanmak zorundaydım, yalnız kalmıştım ve iletişim bana kalmıştı. Ben de ilişkilerimi daha iyiye götürmek için çaba saffettim, Arap görevlilerle iletişimimi daha da arttırdım, çabam sonuç verdi. Onlar da tamamen bana yönlendiler öyle ki oradaki mütercim arkadaşları aramadık doğrusu.

Onlardan biri gibiydim. Her zaman halimi hatırımı sorarlar, kucaklaşır öpüşürüz, tanımadığımız arkadaşlarla tanıştırırlar, Ravza’da sonuna kadar onlarla kalmamdan memnun olurlar, yardımlarımdan dolayı teşekkür ve dualarını her fırsatta ifade ederlerdi. İsmimle hitap ederler, hatta arkadan gelip göz kapamaca yapan çok hoş bir arkadaş vardı. Her akşam çalıştığı yerden mutlaka gelip beni bulur, biraz sohbet ettikten sonra kendi yerine giderdi. Türk hacılarının ziyaretinden sonra ben de onun yanına gider mescitten biraz daha geç çıkardım. Bir görevli vardı özellikle bahsetmek isterim. Pakistan asıllı ve orta yaşta fakat cevval ve gençlere taş çıkaran yapıda. Pakistanlıları bilgilendirirdi. Beden dilini kullanışına hayran oluyordum. Hususi durur onu seyrederdim. O da mutlaka elini kaldırıp beni selamlardı. Mikrofona ihtiyaç duymayan güçlü bir sese sahipti. Çantasını boynuna asar, kitabını eline alır, eteklerini toplar gür sesi ile konuşur, sorulara cevap verirdi. Yanında taşıdığı özel bir sandalyesi vardı. Arada bana getirir otur derdi. Bir defasında da sandalyeyi getirip üzerine çık onları teskin et demişti..

Mescidin yerli görevlileri mesciddeki huzuru ve asayişi sağlamakla görevliler. Bu özel mekânda ibadetlerin ve Ravza ziyaretinin güvenle yapılabilmesi için çaba sarf ederler. Dolayısıyla, ziyaretler her gün bir plan ve strateji takip edilerek yapılmaktadır. Mescidde yıllarca çalışmış, ziyaretleri planlayan, yeri geldiğinde inisiyatif kullanabilen tecrübeli asıl görevliler mevcuttur. Bunlara mesul deniliyor. Mescitte o günkü ziyaretin,  sevk ve idarenin nasıl yapılacağını planlarlar.  Her ziyaret esnasında, hem plana göre hem de o anki duruma göre hareket ederler. Mesciddeki bu görevliler her şeyden önce izdiham olmaması için çaba sarfederler. Ülkelerin sırayla ziyareti bundan sonra gözetilmesi gereken bir konudur. Diğer ülkelerin nizam ve intizamsızlıkları yüzünden biz Türkler nispeten ziyarete geç giriyorduk. Bunun farkında olduğumuzu söylediğimizde saygılı bir şekilde izah ederler, Türkleri rahat ettirmek için de çaba sarf ederlerdi.

Ravza’ya girenleri bir an önce dışarı çıkarmak da onların görevidir. Bir defasında ziyaret bitmiş Ravza iyice boşalmıştı en ön tarafta bir teyze ise, selam veriyor yeniden tekbir alıp namaza devam ediyordu. Saat iyice geç olmuştu. Türk olduğu için bana onu uyarmamı söylüyorlardı. Vakit bitti denilse de teyze namaza devam ediyordu. Son bir daha selam verdi ayağa kalkarak ağlamaya başladı. Hepimiz onu seyrediyoruz. Aman aman ağlama da kıl demekten başka hiçbir şey yapılmadı. Rasulullah’ın huzurunda, evinin önünde yaka paça etmek mümkün mü onun sevgisiyle oraya gelmiş olan insanı?

Mescit, her yerden gelen insanların ziyaret etmek için sabırla ve heyecanla bekleştikleri mekân.  Hem mekânın meşakkati hem de insanların gerek duygusallıkları veya rahatsızlıkları nedeniyle arada sırada fenalık geçiren hanımlar olabiliyordu maalesef. Mesciddeki yerli görevliler bu durumlarda da oldukça hassaslar. Hemen ne yapabiliriz diye telaşlanırlar. Bir defasında tam Ravza’ya girmek üzereydik. Ziyaretçilerden bazılarına Ravza ile ilgili izahatlarda bulunuyordum. Tam içeri girdik ki arkadaşlar mürşide mürşide diye beni çağırmaya başladılar ve uzattığım elimi tuttular beni geri doğru çekmeye başladılar. Bir vatandaşımız fenalık geçirmiş yerdeydi. Yanlarına gittim, durumu aslında kötü değildi. Yakınları müdahale ediyor onu teskin etmeye çalışıyorlardı. Arkadaşların telaşesi ise görülmeye değerdi; ne yapacaklarını şaşırıyorlar bir anda kâğıt mendiller, gerekirse diye poşet, şekeri mi düştü diye şeker ve sürekli soruyorlar; neyi var doktor ister mi?  Hem hastanın ellerini tutup dua ediyor bir taraftan da bana sen de Fatiha oku diyorlardı. Hastamız kendine gelinceye kadar başından ayrılamadık. Gerçekten gözlerinde gördüğüm samimiyet beni çok duygulandırmıştı. Ziyaretten çıkıp eve varıncaya kadar bu manzaranın etkisinden kurtulamadım.

Mescitte görev yapmak yürekten arzulanacak bir meslek esasında. Bir o kadar da hassas, zor ve yorucu. Görevliler dünyanın her tarafından gelen değişik kültürlere sahip insanlarla muhatap oluyorlar. Bu çeşitliliği yönlendirmek özellikle toplum psikolojisi ile hareket eden insanları bir düzene davet etmek oldukça zor. Bu nedenle görevlinin bu konuda eğitimli olması, dirayetli olması, olduğundan da sabırlı olması çok önemli. Mesciddeki arkadaşlar bu anlamda donanımlı idiler. Doğrusunu söylemek gerekirse, söz dinlemeyen, başkalarına saygı duymayan, kural tanımayan insanlarla mücadele etmek zorunda kalınabiliyor. Bütün dünya kadınlarının eğitilmeye ihtiyacı olduğunu burada daha iyi görebiliyoruz. Oradaki görevli arkadaşlar, Türklerden memnun idiler. Biz Türkleri çok seviyoruz; çünkü onlar eğitimli söz dinleyen ve çok muhterem insanlar diye ifade ediyorlardı. Zaman zaman Türk hacıları ile ilgili olarak güzel duygularını ifade ederler bizim insanımız da onlara karşı duygularını ifade ederler, karşılıklı bir muhabbettir giderdi. Aralarında tercümanlık yapmak da benim için zevk olurdu. Bu muhabbet, bizim Peygamber mescidindeki en önemli eğlencemizdi. Mescitte Türk hacı ve umrecilerinin kural tanımaları, başka insanlara saygı duymaları gerçekten takdire şayandı.

Mescitte çalışan arkadaşlar hem yaşadıkları ülkenin gerekleri hem de vazifeleri icabı sadece gözlerini açıkta bırakarak bütün vücutlarını örterler. Türk umrecilerimizden bazıları bu arkadaşlara takılırlar “kadın kadınayız zaten yüzünü aç da görelim” diye hafif yollu rahatsız ederlerdi. Doğrusu bunu, rahatsız edici bir davranış olarak görür ve taciz ettiğinizin farkında mısınız hacım, burada erkek yok ama kameralar var diyordum.

Arkadaşların örnek davranışlarından biri de asla hediye almamalarıdır. Bizim vatandaşlarımız hediye ve para vermeyi severler.  Bazıları “para versek alırlar mı hocam?” diye sorduklarında durumu izah ederdim fakat bazıları vermeye kalktıklarında da şiddetle reddederlerdi. Mescitte çalışan temizlikçilerin bahşiş almaları serbesttir onlara verildiği takdirde alırlar. Çünkü onlar için böyle bir yasak yok. Temizlik görevlileri ise ağzı var dili yok cinsinden. Mescitte hasta, yaşlı ve çocukların olduğunu da düşünürsek ve özellikle çocuklar yer içer dökerler ama kimse ağzını açıp bir şey söylemez. Hiç kimseye, “bunu neden buraya bıraktın, neden çöp koyuyorsunuz?” gibi bir laf etmeden, sızlanmadan vazifelerini yaparlar. Özellikle ziyaretçiler beklerken oturdukları yere plastik bardak, mendil vs. bırakırlar kalktıkları zaman açığa çıkan çöpleri toplamak için koşan görevliler görülmeye değer doğrusu, mescidi kimse böyle görmesin der gibi. Görevliler Mescidin halılarını, sütunlarını, zeminini, zemzemlerin çevresini sürekli siler süpürürler. Mescitte giydiğimiz çorapların kolay kolay kirlenmemesi dikkate şayandır doğrusu.

Emanet bürosunda çalışan arkadaşlar da oldukça güler yüzlü arkadaşlardı. Görevlerini dikkatle yaparlardı. Mescidin içinde arzu edenlere açık kütüphane mevcut. Üç katı olan kütüphanede tefsir, hadis, fıkıh ve fikri yayınlar bulunmakta ve isteyen gidip istifade edebilir araştırma yapabilir, vaktini orda değerlendirebilir. Mescitteki bürolardan biri de kayıp bürosu. Zaman zaman oraya ihtiyaç duyuyor ve kayıpları araştırıyorduk.  Oradaki görevli arkadaşlar, bir Türk görevliyi bulmuşken bazı kelimelerin anlamını sormadan göndermiyorlardı bürodan.

Mescitte bir de halis muhlis Türk görevliler var. Türkiye’den resmi görevli olarak gönderilen görevli ve şirketlerin görevlendirdikleri. Şirket görevlileri doğal olarak kendi getirdikleri umrecilerin ziyareti ile ilgilenirler. Mescidin Suud görevlilerinin mürşide olarak tanıdığı asıl görevli Diyanet’in gönderdiği resmi görevlidir. Resmi görevlide mutlaka bulunması gereken vasıflar vardır. Resmi görevlinin bu işe gönüllü ve hizmet ehli olması önemlidir. Tecrübeli, donanımlı, olduğundan da sabırlı olması gerekir. Orada Türkiye’yi ve kurumunu temsile her yönüyle ehil olması gerekir. Arkasındaki gücü hissedip yansıtabilmelidir. Mescitte ülke olarak bulunulduğu için Medine’ye hangi yolla gidilirse gidilsin bütün Türklere hizmet zorunludur. Hz Peygamber’in mescidinde hizmet, özellikle orada yaşamayan bizler için tarifi imkânsız boyutta ve güzellikte değer taşıyor. Bu nedenle sorumluluğunun da bilinci içinde çalışmak gerekiyor. Mescitle bütünleşmek ve oranın daimi görevlileri ile iletişim içinde olmak için Mescide müdavim olmak gerekiyor. Mescidin daimi görevlileri ile İyi iletişim içinde olmak gerekiyor. Ben Medine’de bulunduğum süre içinde Mescitte günlerimiz mekânın mehabetine yakışır şekilde dopdolu geçti çok şükür.

 

Selva hoca

PEYGAMBER MESCİDİNDE NAMAZ KILMANIN ÖNEMİ

Medineli Günler-5

 

PEYGAMBER MESCİDİNDE NAMAZ KILMANIN ÖNEMİ

Medine’de namaz vakti yaklaşırken çarşı pazar hayatına perde çekilmeye akabinde de Mescide yöneliş başlar. Bu ülkede kuraldır bu. Beklenen ezan bütün Medine semalarını kaplayıp okunurken en yakınından en uzağına bütün sokaklardan mescide doğru bir insan akını başlar. Ezan huşu içerisinde dinlenir.

Ezanla kamet arasında makul bir süre vardır. Bu süre de çoğu kişinin namaza yetişmesine yardım eder. Sonunda kamet de getirilir. Mescidin içinde görevliler imkân nispetinde insanların çoğunun mescitte namaz kılabilmesi için tedbirler almışlardır. Mescidin içi dolar ve Mescidin dışındaki cemaat yerleri de dolmaya başlar. Bir kamet sesi bir de ayak sesleridir duyduklarımız. İkisi de huşuu destekler. Özellikle dışarıda namaz kılanlar mescide yetişmek için çabalayanları daha iyi gözlemlerler. Bu manzara hakikaten görülmeye değer. Cemaate yetişenler buldukları yerde değil mutlaka en uygun safa durmak için çaba sarf ederler. İmam namaz için tekbir alır. Bu esnada yetişenler namaza durur. Uzun rükûlu ve secdeli namaz huşu içinde kılınmaktadır. Namaza yetişmeye çalışanlarsa hala akın akın gelmeye devam etmektedirler.

Neredeyse imam selam verecek. Mescid’e gelmeler devam etmektedir. Cemaat yetiştiği yerden namaza durur. Önemli olan cemaate yetişmek ve bu mescitte namaz kılmış olmaktır. Sonunda imam namazı bitirmiştir, selam verir. Ve cemaate yetişmek için hala çabalayan insanlar yine gelmeye devam ederler. Mescidin bahçesinde namaza dururlar. Çünkü ameller niyetlere göredir. Ve bu mescitte namaz kılmak çok kıymetlidir. Çünkü Hz peygamber (s.a.)”Mescid-i haram hariç, benim şu mescidimde kılınan bir namaz başka mescitlerde kılınan bin namazdan hayırlıdır” buyurmuştur.

Aslında niyet Peygamber mescidinde namaz kılmak ve fazilete ulaşmaktır.  Selamdan önce bile yetişen namazı cemaatle kılmış sevabını alır. Elbette bu, güzel olandır. Selamdan sonra mescide gelen de namazını bu mescitte kılmanın ecrini alır. Ve bu her vakit tekrarlanır.

Her şeye bir perde çekmeye her halükarda namaz için mescide gelmeye ve bunu günde beş defa tekrar etmeye değmez mi?

 

Selvahoca

BİR MEDİNE AKŞAMI

Medineli Günler- 6

050320137128

BİR MEDİNE AKŞAMI

Mescidin çevresinde Medine akşamları oldukça hareketlidir. Özellikle yatsı namazından önce mescidin içi dolar. İnsanlar bahçelere taşarlar. Özellikle çocuklu kadınlar dışarıda namaz kılarlar. Böylece hem yer içer hem de çocuklarını eğlendirmiş olurlar mescidin çevresinde. Mescidin bahçesinde çocuk o kadar çok ki, yaz tatili olması bu oranı daha da artırıyor. Akşam olmasına rağmen hala sıcaklığını koruyan taşların üzerinde kovalamaca oynar çocuklar, mermerlerin üzerinde birbirlerini sürüklerler. Ezanın okunması ile birlikte kadınlar etrafa çeki düzen verirler, namaza durulur, çocuklar oyuna devam ederken bebekler de ayrı teraneden okumaya başlarlar. Annelerinin kucaklarından başka hiçbir şey onları susturamaz. Bu nedenle anne bir taraftan namaz kılar diğer taraftan çocuğunun bilumum ihtiyaçlarını görür. Bu vaziyette hem mescitte ibadet edilmiş hem de çocuklar manevi atmosferi yaşamış olurlar. Sonunda namaz biter. Çarşılar yeniden açılır, alış-veriş başlar kimileri için. Kimileri de Hz. Peygamberi ziyaret etmek için mescide yönelirler.

Yatsı namazından sonra da Ravza ziyareti yapılmaktadır. Özellikle yatsı ziyaretinin ardı arkası kesilmez. Temmuz, ağustos aylarında Arap ülkeleri tatilde oldukları için akın akın ziyarete gelinir. Saat 23 e kadar açık olan kapıdan girenin haddi hesabı yoktur. Ama bir de bakmışsın o kadar insan o kadar dar zamanda o kısıtlı yerde ne zaman namaz kılmış ve çıkmış. Son bir iki rekatı da Hücre-i saadetin en yakınında kılmak için yalvaranları, ağlayanları kırmadan ziyaret tamamlanır. Oraya kadar gelmiş olan hiç kimse Rasulullah’ı ziyaretten daha doğrusu Ravza’da namaz kılmaktan geri bırakılmaz. Hatta öyle gözü açıklar ve becerikliler vardır ki, defalarca içeri girip rekatlar dolusu namaz kılmadan dışarı çıkmazlar.

Yine bir akşam yatsı namazından sonra Ravza ziyareti yaptık. İnsanların ilgisi ve teveccühü çok fazla, ben de onlara karşı hoşgörü ve anlayış içindeyim. Bir gece daha hizmetimi yapmamın verdiği hazla mutluluk içerisinde emanete koyduğum telefonumu alıyorum emanet bürosundan. Değişik duygularla mescitten çıkıyorum. Kapıdaki görevliyle vedalaşıyorum. Güle güle mürşide Türkiye diyor bana. Mescidin bahçesinde; Yeşil kubbenin karşısında ya aile ve çocuklarıyla ya da tek başlarına, kimi oturmuş kimi uzanmış vaziyette insanlar, sanki kuş tüyü minderler serili yerlerde. Onlara imreniyor ve ben de oturuyorum. Ravza’dan çıkışta burada oturanlara insan imreniyor, bu sükûnet ortamında oturup dinlenmek, hasbihal etmek istiyor. Mekke’de Kabe’ye karşı, Medine’de de Yeşil Kubbe’ye karşı  oturup tefekkür etmek, aradan zaman perdesini kaldırıp seyretmek çok güzel. Tam karşımda Yeşil Kubbe ve Baki Kapısı, Mescid’i ziyaretten çıkanlar görünüyor.

Oturduğum yer harika bir yer. Arka tarafımda Baki Kabristanı, sağ tarafımda Mescit, sol tarafımda kıble. Oturduğum mekândan çok etkilendim. “Allah’ım! Beni ne güzel bir yere getirdin. Ne güzel bir görev nasip ettin?.. Nedeni ne olursa olsun iyi bir şey nasib ettin Allahım!” diye konuşmaya başladım. Bu günlerde bir burukluk var içimde. Bir buçuk aydır buradayım. Gideceğim günler yaklaşıyor. Bir daha gelir miyim? Ne zaman gelirim? Nasıl gelirim?  Dua ediyorum; “Allahım! Ahirette ayırma şefaatini nasib et. Orada da Peygamberimize komşu et. Burada göremediklerimizi orada göster,  Ya Rabbi!”  diye dua ediyorum.

Etrafta oturan herkes kendi hayret âleminde. Orada duygulanmak, ağlamak serbest. Sonunda bana kısmet olan bu nimete sebep olan kişi aklıma geliyor. Bana bu beldelerin sevgisini küçükken veren; hacca giderken kendisini selamlarla uğurladığımız, gelirken konvoylarla karşıladığımız ve bavulunu merakla açarak getirdiği hediyelere sevindiğimiz babam. Kına kokulu bavuldan çıkan envai çeşit tesbih, yüzük, kolye, takke, misvak vs. hediyelik eşyalar, misk kokulu elbiselik ve seccadeler. Hepsi Peygamber diyarından gelen hatıra idiler.

Ay ışığının sönük kaldığı şu Medine akşamında bu güzel mekânda en yürekten duayı hak eden merhumu aklıma getirdi Allah. En güzel duaları onun için yapabilmeyi istiyorum.  Sen O’nun adını bana duyurmasaydın, bu yolda olmasaydın belki de ben burada olmazdım diyorum. Rasulullah’a ve bu kutsal beldelere olan merak ve sevgisini bizlere aktarabildiği için ona dua etmek bir vefa borcu benim için. Çok güzel hatıralar anlatırdı döndüğünde. Biz de imrenirdik buralara gelebilenlere. O zamanlar bizim için çok uzaktı belki masal gibi gelirdi bu beldelere seyahat. Zamanla o kutsal beldelere gelip gittikçe buralardan haber getirdikçe heveslenmeye hayaller kurmaya başladık. Hayaller gerçek oldu şimdi ruhumla ve bedenimle buradayım.  Hiç biri hayal değil, hepsi gerçek; şurada oturuşum, nefes alışım, hissettiklerim, karşımda duran Mescid-i Nebi gerçek,  Bu kavuştuğum nimeti görmezden gelmem, çok doğal saymam mümkün değil.

Bu nimeti nasip edene şükredip sebep olanlara dua etmemek olmaz. En başta rahmetli babam için; “Allahım onun mekânını ve makamını cennet et. Kıyamete kadar ona güzellikler içinde bak, orada sıkıntı çekmesin. Dünyada garip bir insandı. İlim, irfan insanıydı; ya öğrenmekle ya da öğretmekle meşgul olmuştu.. Ona merhamet et. Kabir azabından koru. Sevdiklerinle beraber olmasını nasib et. Küçükken “ona fıkıh öğretin” diye Hz. Aişe’ye talimat veren Hz. Hatice’yi rüyasında gördüğünü söylerdi. İnşallah onlarla beraber olsun. Ahiretin nimetlerinden mahrum olmasın. Günahlarını affet. Affet Ya Rabbi!” diye dua ettim. Ardından diğer yakınlarıma ve dua isteyen herkese.

Duygu seli devam ediyor ayrılık vakti yaklaşıyor. Zaman çabuk geçti. Şurayı cennet sansam da, yalancı dünyanın cenneti demem gerekir. Dünyanın cenneti de bu kadar olur, geçici ve kısacık. Asıl hayat, geçici olmayan Ahret hayatı. Önemli olan oradakileri kazanabilmek. Şu an kendimi içinde hissettiğim güzellik ortamından ayrılmak istemiyorum. Öyle bir ortam ki, dünyadaki cennet ya da şairin dile getirdiği cennetin üzerindeki görünen kısım, aysberg gibi, “cennet eğer yüzükse kaşı da Medine’dir” dediği gibi… Aynen…

 

Selva Hoca

MESCİDDE SON GÜNÜM

Medineli Günler-7

20130319_000044

MESCİT’TE SON GÜNÜM

Bizim Türk umrecilerinin geliştirdikleri bir adet vardır Medine’de. Sabah namazı kılındıktan sonra Yeşil Kubbe’nin önünde toplanıp dua etmek. Bu duanın en önemli sebebi, onların birkaç saat sonra Medine’den ayrılacak olmalarıdır.

Her sabah oradan geçerken öbek öbek birikip dua eden Türk umrecilerini veda ederken görünce, sanki ayrılan benmişim gibi, içim burkularak biraz uzaklarından geçer giderdim. “Hocam sen buradasın ne olur bize dua et biz gidiyoruz” diyen bu insanlarla mutlaka Ravza ziyaretinde beraber olduğumuz ve tanıştığımız için, şu anda beni gördüklerini düşünür biraz da çekinerek uzaklarından el sallayarak giderdim.

Mesciddeki vedalar da çok hüzünlü olur. Mekke’ye gidenler için bir teselli olsa da artık buradan ayrılacaklar için üzüntü had safhadadır. Hz. Peygamber’i bırakıp gitmek çok zordur çünkü… Bir türlü Ravza’dan ve Mescid’den çıkmak istemezler. Biraz çıkar, az ilerde tekrar dönerek yaşlı gözlerle Hücre-i Saadet’e yönelirler. Rasulullah’a el sallarlardı. Bu manzara her gördüğümde beni de üzer, ayrılan benmişim gibi gözlerim yaşarırdı.

Medine’ye geldiğimde irşad ekibinde bir bayan arkadaş vardı ve ben onun Medine’den ayrılışına tanık oldum. Arkadaşla birkaç gün beraber kaldık. Mescid’e gittik, birlikte çalıştık. Biraz daha kalabileceğini zannederken gideceği günün haberini alınca alıştığı bu güzellikten ayrılık vaktinin geldiğini ciddi ciddi anlamış ve hüzünlenmeye başlamıştı. Onun üzüntüsü bana da sirayet ediyordu. Son yatsı ziyaretinde hep onu izledim. Mescitten hemen çıkamadı. Dışarı çıktığımızda da birçok kişi Yeşil Kubbe’nin karşısında oturuyordu. Ona, isterse burada biraz oturabileceğimizi söyledim. Çok sevindi, biz de oturduk ve kaside, ilahi ne varsa söyledik söyleyebildiğimiz kadar. Arkadaş için güzel bir veda olmuştu. Koskoca alan ve sesimizi kimse duymuyordu. İlahi faslı bitmiş, gitmek üzereyken yanımıza sıcacık pide ve yemekler geldi. Pideleri yemek için biraz daha oturmuştuk.

Derken, bir gün geldi ve vakit benim için de sona erdi. Veda etmek istemediğim son öğle ziyaretimi yapmak için mescide gittim. Öğle namazını her zamankinden daha itinalı daha dikkatli kılmaya özen gösterdim. Umreciler her öğle namazından sonra olduğu gibi ziyaret için Mescitte toplanmaya başlamışlardı. Hiç kimseye ben gidiyorum diyemedim. Sessiz sedasız bir kenarda da oturamadım. Sanki burada ebedi kalıyormuşum gibi. Onları, yine toparlamaya çalıştım. İçeri girme zamanı geldiğinde onlara son bir tekmil verdim. “Haydi hanımlar yavaş yavaş kalk ve ilerle, levhayı takip et….” diyen, sanki ben değildim. Yoksa  ben miydim?…Garip duygular içinde içeri, şemsiyeli bölüme girdik…Umrecileri bir kenara oturttuk. Kimseye bir şey yansıtmak istemiyordum. Bu safhadan sonra bir umreci gibi sükûnetle bir kenarda oturmaya karar verdim. Gruptan uzakta ve Yeşil Kubbe’nin karşısında herkese “burası, manzarası en güzel yer hanımlar” dediğim tarafta bir sütuna sırtımı dayayarak oturdum. O kadar alışmıştım ki, o kadar benim olmuştu ki, sanki bütünleşmiştim bu mekanla.  Karşımda Hz. Fatıma’nın evi ve Yeşil Kubbe… Şemsiyeler üzerimde…Sütunlar….Bazı isimlerin yazılı olduğu küçük yuvarlak levhalar…kemerler…Her tarafına… Rasulullah’ı gece gündüz gören her taşa, duvara… Her şeye, tekrar tekrar baktım. İnsanlara baktım, rengârenk. Özellikle Pakistanlılar… Afrikalılar…

Mesciddeki arkadaşları görüyorum. “Türkiye mürşide..Türkiye mütercim… Selva abla…” diye sesleniyorlardı. Birkaç gün önce gideceğimi söyleyince üzülmüş tekrar gelmem için dua etmişlerdi. Bugün bundan sonra uzaktan takibe karar verdim. Daha doğrusu kendimi de uzaktan izliyor ya da her şeyi bir buğulu camın arkasından görüyordum. Her şey sanki gözlerimin önünden akıp gidiyor ve ben bitmesini istemediğim bir filmin sonuna gelmiştim. Kendimi veda eden biri olarak görmekten adeta kaçıyordum. Bulunduğum yer hem çok güzel hem de çok rahattı. Şurada hep şöylece kalsam diye düşündüm. Çünkü genellikle oturmak nasip olmuyordu.  Çok geçmeden yanıma bir anne ve iki kız çocuğu geldiler. Çocukla konuşmaya başladım. Kızın adı Nuran, 9 yaşında, buranın yerlisi ve kardeşiyle, annesiyle ziyarete gelmişler. Nuran bana bir kurabiye uzattı. Reddetmedim aldım ve ben de ona şeker verdim.. Bir taraftan da deftere bir şeyler karalıyordum. Yazmakta olduğum defterimi görünce bana kâğıt üzerinde oyun oynamayı teklif etti. Kurallarının ne olduğunu bilmediğim oyunda beni mağlup eden Nuran’ın, kardeşi ve annesi gitmek üzere kalkınca o da ayağa kalktı ve giderken hiç ummadığım bir şekilde bana elini uzattı ve veda etti. 9 yaşındaki çocukta bulunan sosyal zekâya hayran oldum. Rasulullah’ın evinde, bu mahzun halimde beni gülümsetmişti ve günlerdir mücadele verdiğim şu güzel mekândan ayrılık gününde benim için bir teselli oldu.

Aslında karnım acıkmıştı “Ya Rasulallah, bu ikram senden mi geldi?  Bu kurabiyeyi kızın Hz. Fatıma mı yoksa eşlerinden biri mi yaptılar? Çok teşekkür ederim”  diyerek yedim.  Bu ikram beni çok etkilemişti. Duygularıma hâkim olamadım. Şimdi de gözyaşlarımı fark eden biri gelerek yanıma oturdu ve nedenini sordu. Hüznümün nedenini anlattığım kişi bir Endonezyalıydı. İsmi Rahmet olan bu kızcağız aslında Mekke’de çalışıyor ve buraya ziyarete gelmiş. Epeyce konuştuk; Endonezya’dan, Türkiye’den… Ailelerimizden… Neşeli biriydi Rahmet. Burada bulunuşuma bir anlam kattı. Bana tekrar gelmem için dua ediyor, benden de dua istiyordu. Bekâr olduğunu öğrendiğim Rahmet, “Endonezyalı biriyle evleneyim ve Mekke’de yaşayayım diye bana dua et” diyordu. Nuran’dan sonra beni bir adım daha ileri götürerek güldürmeyi başarmıştı Rahmet. Şu güzel beldede yaşadıklarım ve şu an benim için gerçekten büyük bir lütuf ve rahmetti. Belki bu, bana gerçek rahmeti hatırlatan bir güzellikti. Doğrusunu söylemek gerekirse ayrılık moduna girmek istemiyor ve benim için her gün yaptığım ve yapmaya da devam edeceğim ziyaretlerimden biri gibi davranmak istiyordum. Bu arada önümüzden geçen Türkiye grubu ile ilgilenmiyor, her şeyden, acı duymadan yavaş yavaş uzaklaşmaya çalışıyordum. Rahmetle vedalaşarak bizim grubun en arkasında bir yere oturdum.

Mescidi Kadimin önündeyim. Umrecilere hep oturmalarını ve sabretmelerini tavsiye ettiğim yerde. “Sevgili hanımlar! Ne güzel bir yerde oturuyorsunuz bu oturmalarınızın kıymetini bilin, Rasulullah ile karşı karşıya, göz göze, diz dize, ülkemize döndüğünüzde keşke biraz daha… demeden” diye söylediğim, söylerken de hep onların yerine kendimi koyduğum mekânda. Şimdi de kendime söylüyor ve bekliyorum. Çok doğru söylüyormuşum burada sükûnetle oturmak çok güzel ve farklı. Hele de ertesi gün burada olamayacağını bildiğinde. Bu kadar zamandır umrecilere ne dediysem onları yaparak ilerlemeye çalıştım. Hep en önde olmak isterlerdi. Benimse ayaklarım sanki ilerlemek istemiyor, ilerleyip kaybetmek istemiyordum hep önümde olsun istiyordum. Arkaya bakıp el sallamak zor geliyor. Ve ben onu hiç yapmadım. Herkese söylediğim gibi iki rekât namaz kılıp oradan çıktım. Doğrusunu söylemek gerekirse görevli gittiğim zaman orda kendim için ya da kendi kendime yaşamam mümkün olmuyor. Günlerdir ziyarete gelen onca insan vardı ve bunların pek çoğu ilk defa Mescid-i Nebi’ye ve Ravza’ya geliyorlardı. İçeri girdiklerinde yüzlerinde oluşan özlem ve iştiyak ifadelerine çok şahit oldum. İnsan ağlayanlarla ağlar, duygulananla duygulanır, gülenle gülerse sonuçta bu hale gelebiliyor. Hatta Ravza’da insanlara namaz kıldırdıkça kendim namaz kılmayı unutuyordum. İçerdeki görevliler “sen de namaz kıl” dediklerinde hatırladıklarım olmuştur kimi zaman. Burada insanların yaptıkları ibadetten ben zevk alıyor yaptıkları dualardan ben mutlu oluyordum her ne kadar onlar; “hocam nasıl namaz kıldık duamızı bile edemedik” diye hayıflansalar da ben iyi şeyler hissediyordum.

Yine de güle oynaya değil derin derin düşünerek ve hayıflanarak çıkıyordum Mescit’ten. Burada oluşumun bana kazandırdıklarının yanında eğer hatalarım olduysa bunun cezasının büyük olacağı korkusuyla. Bu düşüncelerle emanet bürosundan telefonumu aldım, her zamankinin aksine hiç kimse aramamıştı.

 

Selva Özelbaş

Mescid- Nebevi-07.08.2008

PEYGAMBER MESCİDİNDE BİR KUŞ MİSALİ

 

050320137135

PEYGAMBER MESCİDİNDE BİR KUŞ MİSALİ

Görevim gereği bir süre kaldım Medine’de. Her gün umrecilere konuşma yapar ve günde üç defa Mescit’te Ravza ziyaretine refakat ederdim. Günlerim eski Medine şehri yani Mescit’te geçti.

Mescid’e gidip gelirken gördüğüm Yeşil Kubbe Hz. Peygamber’in çok yakınımda olduğunu söylerdi. Salat ve selamlarla önünden geçer O’nun arkadaşlığıyla hiç korkmadan gecenin onikisi de olsa kaldığım yere dönerdim. Oturur pencerenin önünden Mescid-i Nebevi’yi seyreder, kendimce Ravza’ya doğru söz atardım.

Rasulullah’ın şehrinde olmanın huzuru içimi kaplamıştı. Hiçbir endişe duymadan kaldığım odamda dünyanın en mesut insanı olarak işlerim bitip uykum geldiğinde rahatça ve huzurla kafamı yastığa koyar deyim yerindeyse mışıl mışıl uyurdum. Kalkmam gereken saatte anında kalkar hazırlanır Hz. Peygamber’in misafirlerini ağırlamak için Mescid’e koşardım. Mescit’te namazdan sonra toplanan hanımlarla selamlaşır Ravza’ya girmek için onları hazırlardım. Etrafım soru soranlarla dolardı. Her soranın ve her sorunun benim için önemi büyüktü. Kendimi bu evin halkından biri hissetmemi sağlardı. Kimseye kızmadım ve surat asmadım. Zaten biraz durgun olsam hemen anlar ve sorarlardı.

Konuşma yapmak için otellere gidiyordum. Otel konuşmalarımız  çok içten ve duygusaldı. Orada neyi nasıl hissediyorsam onları öylece anlatıyordum. Genellikle Hz. Peygamber ve O’nun ahlakından, içinde bulunduğumuz şehrin kıymetinden, Rasulullah’a komşu olmanın hoşluğundan, Ravza ziyaretinin adabından, bu kutsal yolculuğun bize kazandırdıklarından ve onları nasıl koruyacağımızdan bahsediyordum. Bulunduğumuz topraklar bu konuşmaları daha da anlamlı hale getiriyordu. Bütün salon ve ben incelen yüreklerimiz nedeniyle göz yaşlarına boğuluyorduk.

Bunun aksine şunu söylemem gerekir ki, Mescitte oldukça soğukkanlı idim. Bir türlü duygusal boyuta geçemiyordum. Her ne kadar hemen yanı başımızda Rasulullah var idiyse de esasında; Rasulullah’ın evinde olmak beni sevince gark ediyordu . Ben orada çalışan biri idim.  Burada O’nunla beraber olmak son derece mutluluk verici idi.

Bir diğer sebebi de görevli olarak orada öyle olmak gerekiyordu. Her ne kadar duygusal mekânda olsak da çok dikkatli ve uyanık olmak gerekiyor. Adeta orada O’nun talimatı ile görev yapmak gerekiyordu Mekânı ve zamanı kavramak onlarla bütünleşmek gerekiyor, olayları, olacakları, ziyaretin akışını iyi kavramak gerekiyordu..Kısaca soğukkanlı olmak önemliydi.

Aslında Medine’ye giderken bir taraftan şaşkınlık bir taraftan da sevinç ve hayretler ederek gitmiştim. Orada yaşadığım sürece sanki bu bir rüya diyordum. Günler sanki bitmeyecekmiş gibi idi. Yani bitmesin istiyordum. Ama bu rüyalı günlerin geçeceğini, hayatın sillesinin bir tokat gibi suratıma ineceğini biliyordum. Elbette biliyordum, buna rağmen son güne kadar işimi soğukkanlılıkla sürdürdüm yine…

Rasulullah’ın harem kıldım dediği beldeden, O’nun dizinin dibinden ayrılmak, içinde bulunduğum huzur ortamından uzaklaşmak, dünyaya gelip rahatı kaçmak anlamına geliyordu. Tıpkı doğum günleri yaklaşan annesinin karnındaki yavru gibiydim.  Sessiz çığlıklarımı kimse duymuyor, içime akan yaşları kimse görmüyordu. Adeta taş kesilmiştim.

Benim dünyadaki cennetim olmuştu Medine. Temmuzun sıcağında güneşi yaksa da parıltısı içimi aydınlatıyordu. Mescit minarelerinden yapılan davete  koşan kalabalıkların ayak sesleri beni heyecana gark ediyor ve onları seyretmek beni güzel duygular içine sürüklüyordu. Geç saatlere kadar Mescidin etrafında oturan, geceleri burada yatan ve kim bilir belki de rüyasında gördüğü güzelliklere kapılıp ezan sesiyle uyanan insanları görüyordum.

Dönüş günümde de sanki oradaymışım gibi bir dönüş yaptım. Sanki zamanı durdurmuştum. Hep merak ediyordum. Döndükten sonra hangi hisler içinde olacağım diye. Sanki ilk defa gidiyor ve ayrılıyor gibiydim. Ve nihayet ben de geri döndüm.

Bu dönüşüm hakikaten farklı idi. Sanki hala Medine’de idim. Mescidin havası Medine’nin sıcağı ile birlikte iliklerime kadar işlemişti. Bütün maneviyatı ile Medine’de, sadece bedenen Türkiye’de idim. Beni bekleyen yakınlarım ne görüyorlardı bilmem ama ben hiçbir şey hissetmiyordum. Sanki bir süreliğine dönüş yapmıştım. Medine’de göremediğim rüyaları Türkiye’de görmeye başladım. Yani  bedenim de geceleri Medine’de idim. Oradayken hissetmediklerimi Türkiye’de hissediyordum artık.

Evet! Aradan zaman geçti. Ayrılık uzun sürmedi. Çok şükür şu anda yine Medine’deyim. Bu sefer önceden duymadığım ya da eksik duyduğum hisleri yaşıyorum. Medine semalarından gelen ezan seslerini pürdikkat dinliyorum. Daha, uzaktan Yeşil Kubbe ve Mescid’i görünce heyecanlanıyor, son derece etkileniyor ve salatu selamlar getiriyorum. Ramazan ayı münasebetiyle bütün Medine ve ziyaretçiler mescitte. Mescidin içide dışı da tıklım tıklım. Özellikle imam ağlamaklı sesiyle dua ederken Mescit’ten yükselen âminler sanki arşa yükseliyor. Göz yaşları adeta Hz. Peygamber’in havzına karışıyor. İnsanlar sanki Hz. Peygamber’in refakatinde namaz kılıyorlar. Namaz kılanlar sağanak sağanak inen rahmetle yıkanıyor.  Mescid-i Nebi şu anda her türlü perdesinden soyundu ve ben Peygamber Mescid’inde bir kuş misali istediğim an gece yada gündüz saatli ya da saatsiz  Ravza’ya girebiliyor selamlarımı arz edebiliyorum. Ve diyorum ki “Essalatu vesselamu aleyke Ya Rasulallah! İşte yine buradayım, senden ayrılmadım  evet ben hala senin şehrindeyim ve senin bahçendeyim, buna inanıyorum.”

Namaz sona erince kadınlar ziyarete hazırlanıyor. Şurada İranlılar, yanımızda Mısırlılar, az ötede Pakistanlılar, biraz geride Malaylar ve diğerleri. Kapılar açılıyor ve büyük bir gürültü ile Rasulullah’a, O’nun Ravzasına doğru adeta uçuşuyor, salatu selamlarla huzura yürüyor insanlar. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed… diyerek ve seslerini yükseltmeden, sevinç gözyaşları ve heyecanla ilerliyorlar. Gönüllerdeki tek dilek bir an önce sevgiliye kavuşmak. “Evimle minberim arası cennet bahçesi” dediği yere ulaşmak. Nihayet ulaşan ve yaşlı gözlerle semaya kalkan eller yakarmaya devam ediyor. Dertlerini Hz. Peygamberin huzurunda dökerek Allahtan bağışlanma, af ve merhamet dileyenler huzurdan ayrılmak istemiyorlar. Ve havzının üzerindeki cennet bahçesinde kapandığı secdeden duyduğu güzel kokulu gülleri bırakıp çıkmak istemiyorlar. Ben ise mescidin her noktasına konan bir kuş misali ordan oraya kanat çırpıyorum, Rasul’ün evinde görülmedik hiçbir nokta kalmasın diye.

 

Selva Hoca

NEDEN KADIN HAC-UMRE KILAVUZU?

NEDEN KADIN HAC-UMRE KILAVUZU?

Hac bilinmesi gereken yönleri çok fazla olan bir ibadettir.  Hem ibadetin yapılışı hem de bu ibadetin başka bir ülkede, farklı bir iklimde, oldukça fazla sayıda değişik İslam ülkelerinden gelen insanlarla beraber yapılıyor olması hac yolculuğuna niyetlenen kişinin eğitimini zorunlu hale getirmektedir. Bu o kadar önemli bir eğitimdir ki, bütün Müslümanlar aynı değerleri paylaştığından farklı ülkelerde eğitilseler de bir araya geldikleri hac esnasında eğitimin eseri mutlaka görülecektir. Yani her İslam ülkesi hacca giden halkını konuyla ilgili olarak eğitmelidir; çünkü hac yapmaya niyetlenen bütün Müslümanlar aynı zamanda bir araya gelecekler, aynı mekânları hep birlikte kullanacaklardır. Böylece ibadetin eğiten ve insanı kemale doğru götüren yönünden de istifade edilmiş olacaktır. Aslında hac ibadeti ile ilgili eğitim, kutsal yolculuk için yapılması gereken hazırlıklardandır.

Hac ibadeti ömürde bir defa yapılabildiğine göre, özellikle insana tesiri açısından zirve bir ibadet olması gerekir ve bu nimet kendisine nasip olan insanın ülkesinden eğitilmeden gönderilmemesi gerekir. Hacca gidenlerin; yarısı kültür seviyesi çok yüksek olmayan kadınlar olan ülkemizde bu eğitimin özellikle bu kesime daha yoğun olarak verilmesi gerekir. Hacca giden kadın sayısı hiç de azımsanacak bir sayı değildir. Ayrıca hac,  kadınlara has yönleri daha bariz olan bir ibadettir. Bunun yanında refakat ettikleri kişileri çekip çevirenler kadınlardır. Diğer taraftan gerçek eğitimi almadığı zaman etraftan edindiği kırık dökük duyduğu şeylerle hareket ettiği takdirde hem kendini hem de ülke Müslümanlarını iyi temsil edemeyecek, olumsuz manzaralar ortaya çıkacaktır.

Kadınlarımız dini konularda ve insan ilişkilerinde donanımlı gibi görünseler de hacca gitmeye niyetlendiklerinde hac eğitimleri esnasında ve uygulama alanlarında yani kutsal topraklarda, eğitime ne kadar da muhtaç oldukları açığa çıkmaktadır; zira eğitimler esnasında görülmektedir ki, ihram elbisesi ve ihrama girmeyi ayırt etmesi dahi uzun sürebilmektedir. Genellikle hac için hazırlanmak genellikle valiz hazırlamaktan ibaret gibi bilinir. Bütün bir hac boyunca adet görmemesi gerektiği yanılgısı ve çok sevap kazanacağım düşüncesi ile bütün bir yolculuk boyunca adet geciktirici ilaç kullanılabilmektedir. Hanımların büyük bir bölümü hac çeşidini belirledikten epey sonra hac çeşitlerini anlamaktadır; çünkü hangi haccı yapacağını eşi belirlemiştir vs. örnekleri çoğaltmak mümkün. İşte bütün bunları ve benzeri soruları aza indirmek ve bu eksikliklerle mücadele etmek zorunlu hale gelmektedir. Özellikle yaptığımız hac-umre seminerlerinde vatandaşlarımızdan gelen sorular böyle bir çalışmaya ihtiyaç olduğunu ortaya koymuştur. Bu sorulardan yola çıkarak, ve onlara cevap olsun diye bu kitap hazırlanmıştır. Hazırlanırken hem bazı bilinmesi gereken temel bilgiler kısaca, fazla detaya inmeden ilave edilmiştir. Diğer hazırlık, mescidi nebevi ziyareti, kadınlarla ilgili konular ve dikkat edilmesi gereken pratik hususlar kendi tecrübelerimin sonucu mutlaka olması gerekir diye gördüğüm kısımlardır. Temel bilgiler daha çok Diyanet İşleri Başkanlığının Hac Rehberinden alınmadır.

KADINLARIN HAC KONUSUNDA BİLGİLİ OLMALARININ YARARI

Kadınları eğitmekle çok şey kazanılacaktır; onlar her şeyden önce, hac ve umre için hazırlanırken bu yolculuk için madd- manevi ve ahlaki olmak üzere üç boyutlu ve çok yönlü bir hazırlığın gerekli olduğu bilincinde olacaklar.

Kadınların ihram giysisi olmadığını; adetli kadının da mikatta ihrama girmesi gerektiğini bilerek hareket edecekler.

Hac takvimleri ile adet takvimlerini karşılaştırarak tercihte bulunabilecekler.

Mescid-i Nebevi’ye bayanların girmesi gereken kapıları; Ravza’nın nerede olduğunu ve orada bulunanları elleriyle koymuş gibi bulacaklar.

Oda arkadaşları ile iletişimde daha dikkatli davranacak;  Mescitte Rasulullah’ı edeple ziyaretin ne kadar önemli olduğunu bildikleri için edepsizlikten sakınacaklar.

Hac menasikini ve ihram yasakları ile diğer vecibeleri öğrendikleri için de ceza almayacaklar. Hasılı kadınların bu vesile ile eğitilmiş olmaları, hac ve umrelerinin makbul ve mebrur olmasına, kazanarak dönmelerine, aynı zamanda kaybetmemek için çaba sarf etmelerine neden olacaktır. Hacı olduktan sonraki hayatlarına da kesinlikle olumlu katkıda bulunacaktır. Çünkü bütün ibadetlerin insanı geliştiren ve kemale erdiren yönü vardır.