SİİRT; BASTIĞIN YERLERİ TOPRAK DİYEREK GEÇME TANI!

BASTIĞIN YERLERİ TOPRAK DİYEREK GEÇME TANI

2008 yılı mayıs ayında Siirt’teyim. Burada bulunma nedenim, irşad için gönderilişim idi. Hayatımda ilk defa gelmek nasip olan Siirt, düzlük üzerine kurulmuş küçük bir il. Fakat ilçeleri dağlar üzerinde. Dağların arasından kıvrılarak bu ilçelere ulaşmak mümkün. Görevimiz icabı ilçelere de gittik.

En uzak ilçesi en yükseğe kurulmuş. İrşad ekibimizle bu ilçeye gitmek için yola çıktık. Dağların arasında, yamaçlarda tırmanan, yer yer bir tarafı uçurum olan yollardan yükseklere doğru yol alıyorduk. Uçsuz bucaksız ovalar, koca koca dağlar ve bu dağların arasında akan dereler, ilk defa gördüğüm bu bölgede bende hayranlık uyandırıyordu. Epeyce bir yol aldıktan sonra arkadaşlar bir yerde durup serinlemek, su ya da ayran içmek istediler; az ilerde uygun bir yerde durduk. Burası hakikaten çok güzeldi. Nar ağaçları çiçek açmış, üzüm salkımları asmalarda kendini gösteriyordu. Köprünün altından akan çayın gürültüsü ve kuş sesleri mekânın güzelliğine güzellik katıyordu. Söylediklerine göre, varmak istediğimiz yerle burası arasında tam bir aylık mevsim farkı varmış. Bir miktar hava aldıktan sonra tekrar yola koyulduk. Çok seyrek de olsa olabilecek tehlikelerden Allah’a sığınarak yolumuza devam ediyor ve habire yükseklere doğru çıkıyorduk. Bir ara “şu anda kaç metre yüksekteyiz” diye şoförümüze sorduğumda karşıdaki yüceleri göstererek “daha oraya çıkacağız” diyordu. Bir taraftan ekibimizdeki hocalarımız her anı kayıt altına almak için çaba sarf ediyorlardı. Bir taraftan da Celaleddin hoca birbirinden güzel ilahi ve kasidelerle ortamın daha da bir anlamlı hale gelmesine katkıda bulunuyordu.

Bir ara yoldaki tabela 2700 m. yi gösteriyordu. Bir taraftan yükseklere tırmanıyor diğer taraftan da seyrettiğimiz dağların yamaçlarındaki mağaralara hayretle bakıyorduk. Nihayet öyle bir noktaya gelmiştik ki, Allah’ın hikmetidir, şöförümüz arabayı kenarda durdurdu ve “teker patladı” dedi. Arabanın tekeri çok ilginç bir noktada  patlamıştı. Kışın ve ondan önce terör nedeniyle dağlardaki askerlerimizi televizyondan seyrederken neler düşünüyordum bilmem ama kesinlikle üzülüyor ve dua ediyordum. Şu anda ise o askerin yanındaydım. Sırtında kilolarca yük taşıyan, elinde aletle mayın tarayan askerlerin hemen yanında idim. Evet evet tekerimiz tamamen Allah’ın hikmeti, dağların tepesindeki asker noktasının yanında patlamıştı. Arabadan indik, hava soğuktu. Yanımıza gelmekte olan askere kendimizi tanıttık ve adını sorduk. Adının Mehmet olduğunu söylediğinde  ben, “bu nasıl bir rüya” diyerek değişik duygular içindeyken ve “keşke çantamda verecek bir şey olsa da verseydim” diye düşünürken elimdeki küçük su şişesi aklıma geldi ve “bunu sana vermek istiyorum ağzı henüz açılmadı” dedim, gülümseyerek, uzattığım su şişesini aldı.

Atıştıran yağmur ve soğuktan dolayı üşümeyelim diye bizi karargâha davet ettiler. Geçekten az öncekinin tam aksi bir soğuk hava vardı, fakat üşümekten öte garip duygular içinde ve merakla içeri girerek komutana kendimizi tekrar tanıttık ve durumu izah ettik. Gösterdikleri yere oturduk. Tarifi imkansız bir heyecanla ve merakla sorulmaması gereken sorular sormaya başladık. Tek kelimeyle havaların soğuk olduğunu öğrendik. Hemen bize çay ikram edildi. Askerimizin elinden içtiğimiz o sıcacık çay hayatımda unutamayacağım lezzette idi. Keşke onlar terör nedeniyle burada olmasalardı da ben o lezzeti hiç tatmasaydım.

Ülkemiz adına ve onları memleketlerinde bekleyen sevenlerini düşünerek onlara bir şey olmaması için dualar ettik.  Anneler gününün ertesinde yaşadığımız bu gün,  Celaleddin hocamıza yavaşça  “aman hocam sakın burada annem ilahisini okumayın” dedim. Çünki bu ilahiyi okuduğu zaman insanın kendini tutması  mümkün olmuyordu. O da “zaten burada o okunmaz şu okunur” diyerek tam yerinde yapacağını yaptı. Ben, ne arkadaşların ne de askerlerin yüzüne bakabiliyordum. Okuduğu, Mehmed Akif Ersoy’un İstiklal marşından “Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı, Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehid oğlusun incitme yazıktır atanı. Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı…”İstiklal Marşımıza ait kıtayı kaside şeklinde okumaya başladı ve ben askerlere gözükmesini istemediğim gözyaşları içinde onu dinliyordum.

Nihayet şoförümüz tekeri takmış ve ayrılık vakti gelmişti. Çok duygusal anlar yaşadığımız bu yerden hayatımızdaki en içten dualarımızı ederek askerlerimize veda ettik. Çünki ilerde bizi de görevimiz bekliyordu.

 

Selva  Özelbaş  – 12.05.2008-Siirt

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir