PEYGAMBER MESCİDİNDE KADINLAR VE ZİYARET

 

Medineli Günler – 2

20130318_155648

20140222_100642 20140222_100639

PEYGAMBER MESCİDİNDE KADINLAR VE ZİYARET

Mescid-i Nebevi’de Ravza ziyareti ülke ülke yapılıyor. Her ülkenin isminin yazılı olduğu ve görevlilerin tuttuğu bir levha var. Bu levhanın etrafında toplanılıyor, ziyaret zamanı gelince görevliler umrecileri uyarıyorlar ve o ülkenin levhası takip edilerek içeri giriliyor. Böylece insanlar ziyaret edinceye kadar geçen zamanı ayakta yorulmadan ve oturarak geçirmiş oluyorlar.

Önce böyle değildi. Namazdan sonra kapıların önünde her millet karışık bir şekilde durulur,  bu bekleyiş Ravza’da namaz kılıncaya kadar sürerdi. Ayrıca bu ayakta beklemeler oldukça zorlu olurdu. İnsanlar dalgalar halinde birbirini iterlerdi. Bu ziyaret şekli hasta, hamile, yaşlı ve çocuklar için hiç güvenli değildi. Bu şartlar altında ziyarete girmeye herkes cesaret edemezdi doğrusu.

Şimdi getirilen düzen eksik olsa da daha iyi. Ülke ülke girmek kendi insanı ile tanışmaya vesile oluyor. Birbirlerinin halinden ve dilinden anlayan insanlar bir arada oluyor. Böylece herhangi bir olumsuzlukla karşılaşıldığında yardım daha çabuk ulaşıyor. Bir araya gelen aynı dilden insanlara hitab etmek ve onlara bir şeyler anlatmak kolaylaşıyor. Ülkemizin resmi görevlisi de halkımızla beraber oluyor. Bizim halkımız bundan memnun idiler. “Böyle olduğu iyi olmuş biz birbirimizi daha iyi anlayabiliriz” diyorlar. Hakikat böyle. Çok az da olsa “niye ayrım var hepimiz Müslüman kardeş değil miyiz?” diyenler de yok değildi. Fakat bunu söyleyenlere de sormak lazım kardeş kardeşe saygısız davranır mı? Öyle anlar oluyor ki, kimse kimseyi görmüyor. Böyle söyleyenlerin bazılarını herkesten önce mescide girerken görüyoruz. Kardeşlik diğergamlığı gerektirmez mi?

Ben bir mescit görevlisi olarak, insanlarımın gönlünü alarak, hatırlarını sorarak özellikle Mekke’den ya da Türkiye’den yeni gelenlere Ravza ziyaretini anlatıyordum. Burada neden beklediğimizi, ziyaretin önemini, nasıl olması ve ne yapmak nasıl davranmak gerektiğini anlatıyor, onların sabırla beklemelerinin kendilerine ne kazandıracağını izah ediyordum. Buraya geliş nedenimizi, elde edeceğimiz nimeti, bunun sabırla ve saygıyla kazanılabileceğini anlatıyordum. Birçok şeyi arkada bırakarak, feda ederek buraya geldik sonuca çok az kaldı tam yaklaşmışken kaybetmemeliyiz. Sabretmişken sabra devam etmeliyiz, söylenmemeliyiz diyordum. Hem Hz. Peygamber’e layık hem de Hz. Peygamber’in ümmetine layık biri olarak ziyaret etmeliyiz diyordum. Kapılar açılınca büyük bir gürültü ile içeri hücum edenleri göstererek bu şekilde huzura girilmeyeceğini anlatıyordum. Hayret ve ibretle seyrediyorlardı. Eski alışkanlıklarla bazıları heves ediyorlar, kitle psikolojisi ile “ne duruyoruz biz de girelim” diye ayaklanıyorlardı. Ona güzellikle şu anda kendisini bu cemaatin içinden göndermemin mümkün olmadığını, bunun bekleyen bu insanlara saygısızlık olacağını,  istiyorsa yarın buraya hiç gelmeden onlara karışıp gitmesini ertesi gün de gelip durumu bana anlatmasını söylüyordum Ama kesinlikle tavsiye etmem diyordum. Hakikaten ertesi gün gelip yaptığı zorlu ziyareti anlatıyor pişmanlığını dile getiriyordu. Benim bir görevli olarak amacım insanlarımızı engellemek değil, izdihama girmeden olması gereken usulde ziyaret etmelerini sağlamaktı. Aynı zamanda mescitteki huzura yardımcı olmak kendi milletimin insanlarını teskin ederek yönlendirmekti. “Ben bana bir şey olmadan ve hiç beklemeden ziyaret yapar çıkarım” şeklindeki mantık doğru değil. İzdihama girmemek kadar izdiham oluşturmamak da önemli..Hem konulan kurallara herkesle beraber uymak gerekir birilerinin kendine ayrıcalık oluşturmaları yanlış ve haksızlık olur. Elbette bu kurallara uymayan milletler, insanlar olabilir ama biz onları örnek almıyoruz. Zamanla onlar bizi örnek alacaklar.

Bizim insanımız hakikaten söz dinliyordu. Zaman zaman çok takdir ediyor, duygulanıyor, onlara dua ediyordum. “Beni üzmediğiniz, ziyadesiyle sabrettiğiniz, iyi örnek olduğunuz için size teşekkür ediyorum ve sizi seviyorum asaletinizi ortaya koyuyorsunuz sevgili Türkiye’m Allah sizden razı olsun Hz. Peygamberi de inşallah memnun etmişizdir” diyordum. Hakikaten Türkiye, Peygamber Mescidinde örnek gösteriliyordu diğer ülkelere. Suud’lu görevliler her fırsatta Türklerin eğitimli olduklarını, söz dinlediklerini, onları sevdiklerini söyleyerek dua ediyorlardı. Diğer ülkeler onları çok üzüyordu. Bizim insanımız ise oradaki görevlilere sıcak davranıyor “onları sevdiğimizi söyle hocam ne olur” diyorlardı.

Bazıları “biz böyleyiz zaten, ne denilirse yaparız” diyerek kurallara uymayı, söz dinlemeyi bir zül olarak görüyorlardı. Herkes farklı değerlendirmelerde bulunmakta özgür olsa da bu şekilde düşünmek yanlış. Bu mekânda nasıl davranmak doğru olur? diye sorarsak cevabını da kolayca alabiliriz aslında ve yanlışlar bize örnek olmaz. Çoğu zaman mescidin ahlak okulu olduğuna şahit oluyordum. Ülke ülke toplanılmak gerekiyor fakat arada farklı ülkelerden bir-iki ziyaretçi aramızda oturmuş olsa bizim bazı vatandaşımız “hocam burada bir yabancı var” diye şikâyet ediyorlardı çocuk gibi. “Yapma etme hacım bırak otursun o kadar da değil o da bizim kardeşimiz hem o ziyarete sizinle girmeyi tercih ediyor siz daha insani davrandığınız için” diyordum, nezaketle davranmalarını tavsiye ediyordum. Bazen de başka ülke insanları ile ilgili şikâyetler olunca diğer insanlardan ziyade kendimize yönelmemizi kendi eksiklerimizi görmeye çalışmamızı, kendimiz için istiğfar, onlar için de dua etmemiz gerektiğini söylüyordum. Onların da peygamberi ve onlar da Hz. Peygamber’in misafiri ve ümmeti. Etrafınıza ibret nazarlarıyla bakın. Onlar da Allah’ın kulu. Hiç birimiz diğerine benzemez. Allah, “sizi farklı kavimlerde yarattım ki birbirinizi tanıyasınız diye”, buyurmuyor mu? Hepimiz aynı olamayız. Her milletin ayrı bir karakteri var. Bunları öğrenin anlamaya çalışın ve hoş görün. Ayrıca bütün Müslümanlara dua edin, hepimizin eğitime ihtiyacımız var. Özellikle tam buradayken Hz. Peygamberin ahlakını takınmaya ne kadar ihtiyacımız olduğunu düşünün” diyordum.

Hakikaten de burası bir okul gibi. Öğrenme kabiliyeti ve bilgilenme nasibi olanlar için. Burada şu gerçek ortaya çıkıyor: Müslümanların mutlaka ve acilen eğitilmeye ihtiyaçları var. Bunun için fırsatları değerlendirmek gerekir. Hac ve umre ibadeti iyi bir fırsat ve bunu çok iyi kullanmak önemli. Mescitteki bu yerinde ve zamanındaki konuşmaların çok tesirli olduğuna şahit oluyordum. Çünkü insanlardan olumlu geri bildirimler alıyordum. Ravza’ya yaklaşınca ya da ziyaretten çıkınca boynuma sarılıp ağlayan ve dua eden insanları görmek, bana Hz. Peygamber’in evinde, O’nun misafirlerini ağırlayıp mutlu etmenin hazzını veriyordu.

Bazı fevri davrananlar da olmuyor değildi ama herkes nasibi kadar. Bir defasında “ben sizin gruptan değilim niçin burada bekliyorum ki” diyerek ayaklanan biri olmuştu. Teskin edinceye kadar ona dil dökmek zorunda kalmıştım; helal olsun, önemli değil. Hatta biri “hocam sabrınıza hayranım” dediğinde “benim için sonuç önemlidir”, demiştim. Fevri davranma ve sonra da onu tamir etme şansı vermiyordum kendime. Yine ilginç bir grup gelmişti. Uzakta duruyor, kendilerini ayrı tutmaya çalışıyorlardı. Kendilerini davet ettiğim halde gelmek istemediler; hatta ileri geçerek ziyarete girmek istiyorlardı. İçerisi kalabalık zaten girmek mümkün değil. Vaktin bittiğini, ziyaret edememekten korktuklarını bahane ediyorlardı. Kendileri ile epey konuştum; Ziyaret usulünün böyle olduğunu, Korkularının yersiz olduğunu buraya kadar gelen kimsenin ziyaretten çevrilmediğini, vs. vs. Sonunda herkes gibi onlar da ziyaretlerini yaptılar. Çıkışta da teşekkürler ve dualar peş peşe idi. Mutlu idiler. Onların mutluluklarını görmek için bazen çıkışta beklerdim. Onların ziyaretlerinden, kıldıkları namazlardan,  duaları ve öğrendiklerinden ben mutlu oluyordum.

Şunu da iftiharla söylemeliyim ki, bizim hanımlarımızda kitaplardan dua ve Kur’an okuma konusunda hayli ilerleme gördüm, dikkatimi çeken önemli bir husus. Çünkü çoğu zaman bir şey söylemek istediğimde okuyan ve ibadet edenleri görünce huzurları bozulmasın diye söyleyeceğim şeyden vaz geçerdim.

Mescitte hiç kuşkusuz diğer ülke kadınları da var. Körfez ülkeleri, Şam beldeleri, Mağribiler, İranlılar, Pakistanlılar, Malezya ve Endonezyalılar. En çok da Suud’lular. Onlar çoktu çünkü. Arap ülkeleri ve çevre ülkeler yaz tatiline girdikleri için hep bu tarafa yönlenmişlerdi. Dolayısıyla ziyaret vakitleri çok kalabalık oluyordu. Bu kalabalık özellikle bizim gibi afakîlerin aleyhine bir durum oluşturuyordu. Senenin ancak tatilinde ziyarete gelebilen bu ülkenin yerlilerinin sıraya girmeye tahammülü yoktu ve hiçbir söz onlara tesir etmiyordu. Görevliler aciz kalıyorlardı çoğu zaman ben bile onlara yalvarıyordum. Üstelik bizim milleti kızdırıyorlardı ve kötü örnek oluyorlardı. Bizimkiler de onları İranlı zannediyorlardı. “Hanımlar her gördüğünüz siyah kıyafetli İranlı değil” diyordum ama bir kere şartlanmışlar ayırt edemiyorlardı.

Pakistanlılar en rengârenk olanlardı Mescitte. Onlar da söz dinliyorlardı. Lakin daha hayli yol kat etmeleri gerekiyor bazı konularda bizim umrecilerimizle karşılaştırıldıklarında. Mescitte onlara hitap eden Pakistan asıllı bir hanım var. İsmini vermek istemiyorum, beden dilini çok güzel kullanıyor, sesi de gür maşallah hiç mikrofona ihtiyacı olmadığı gibi bu konuda problemi de yok. Cemaati öyle bir çekip çeviriyor ki, hususi durup onu seyrederdim; beni görünce uzaktan elini kaldırıp selam verirdi mutlaka. Bazen yanımıza gelir Türklere teşekkür eder, sevdiğini söylerdi. Bizimkiler de çok mutlu olurlardı. Kim mutlu olmaz ki, böyle bir yerde biri size sevdiğini söylese bu söz nerden geldi diye derin derin düşünürsünüz. Bunlar bizim Peygamber mescidindeki eğlencelerimizdendi.

İran kadınlarına gelince, onların Mescitte en fazla namaz kılan ve Kur’an okuyan kadınlar olduğunu söyleyebilirim. Çok dik, çevik ve özgüvenli kadınlar. Konuşurlarken insana şiir dinliyormuş hissi veriyor. Ayrıca temiz ve bakımlı kadınlar; namaz kılacaklarında çantalarında getirdikleri yeni çadırı örtenlerini çok gördüm. Heyecanlı ve iştiyaklı kadınlar diyebilirim.  Ben onları hiperaktif diye isimlendirdim. Durmak, oturmak, ziyaret için beklemek onlar için çok zor. Kapı ziyarete açıldığında -onların girme zamanı olmadığı halde- levha falan beklemeden, kimseyi hesaba katmadan açılan tarafa doğru koşarlar. Yazık, levha tutanın yanında biraz İranlı kalır o kadar. Görevliler durdurmaya çalışırlar. Türklere bakın ibret alın denilir ama çok azı hariç kimse dinlemez. Hatta bir ucu Ravza’ya varmıştır bile. Onlar adeta önünde biri mi var çarpar mı, incinir mi, ayıp mı, hak mı? demeden kimseye aldırmadan sadece yapacağı ziyarete, edeceği duaya, Ravza’daki ulaşacağı mekana kilitlenmiş vaziyette. Bizim Türklerin tabiriyle içeri girince çıkmayı bilmiyor, yere yapışıyorlar. Ayrıca biraz sert ve dikkatsiz olduklarından da şikâyet alıyorduk doğrusu. Ben kendinize dikkat edin sakın onların yaptığını siz yapmayın diye nasihat ediyordum. İranlılar da oldukça yoğun idiler yazın. Akın akın ziyarete geliyorlardı. Bir defasında Türkleri Ravza’ya girdirdik, arkamızda da İranlılar var. Onları zabtetmek gerekir. Görevli arkadaşlar izdiham olmasın diye onlara nasihat ediyorlar. Oturmalarını söylüyorlar. Değilse bizimkiler içerdeyken bir de onlar giriverse iyi olmayacak. Ben de bizimkileri içeri bırakarak arkadakileri teskin eden görevli arkadaşlara yardım etmek durumunda kalmıştım. Bütün sevecenliğimi takınarak onları teskin ederken, kalplerinin çarpışını ve sanki onlardan bana doğru savrulan ateşi hissediyordum. İçeri girme iştiyakları ve heyecanları beni korkutmuştu.

Malezya ve Endonezyalılardan bahsetmeden olmaz. Onlar umrede, hacda olduğu kadar yoğun değillerdi. Hacda sanki mescide kar yağmış gibi oluyor, Malezyalıların yoğunluğundan. Onlarla biz söz dinleme konusunda benzeşiyoruz. Edeple ve sakince oturup bekliyorlar. Bir ara iki ülkenin de umreci sayısı azalınca ikimizi birleştirmişlerdi. Malaylar ufak tefek ve zayıf kadınlar. Bizim gibi sandalyede oturanları da çok değil.

Bizim hanımlarımız da doğrusu çok nazlı ve özel istekleri olan hanımlar. “Hocam bizi falan ülkeyle girdirmeyin… Filanlarla da girmek istemiyoruz… Lütfen onların hepsi çıksın öyle girelim… Bizi de hemen çıkarmasınlar… Sevdiklerimiz için de namaz kılalım, bu arada şu mescidin içini anlatıver…”  Benim de arzum onları memnun etmek, rahat ettirmek, istedikleri kadar Ravza’da kalmaları. Lakin bu kadar insan bu kısıtlı zamanda bu dar mekânda fazla duramaz, ayrıcalık da yapılamaz. Hak, adalet, eşitlik ne olacak?

Bir hanım “hocam mescitte ziyaret saatleri kısaltılmış neden?” Diye sorduğunda çok şaşırmıştım ve “hacım sen ne diyorsun günde üçe çıktı ziyaret” demiştim. Önceleri iki defa yapılıyordu mescit ziyareti, şu anda günde üç defa yapılmaktadır. Bazı hanımlar her öğün ziyarete gelir hem de şikâyet ederler. Bazıları günde bir defa ziyareti kâfi görürlerdi. Aslında önemli olan bir defa da olsa Ravza’da namaz kılmak. Normal namazları mescitte kılmaya özen göstermektir. Bu arada her an Rasulullah’a salât selam getirmektir. Efendimiz “salât ve selamlarınız nerede olursanız bana ulaşır ve sadece mescidimi bayram yerine çevirip evlerinizi mezar yerine çevirmeyin demiyor mu?”

Daha ilginç ve hoş insanlar da var.  Bir gün Ravza’ya çok yakın bir yerde yanıma genç bir hanım gelmişti. “Hocam ben buraya gelip bu izdihamı görünce Hz. Peygamberi rahatsız etmemek için Ravza’ya girince namaz kılmadım. Bu yaptığım doğru mu, yoksa hata mı yaptım?” diyordu. O esnada diğer tarafımda başka bir hanım oturuyordu; o da Ravza’ya tekrar tekrar girmek ve defalarca namaz kılmak için nasıl mücadele ettiğini, orada nasıl göz yaşlarıyla dua ettiğini, dualarında bütün ümmeti Muhammed’e yer verdiğini anlatıyordu. İkisi de bana göre güzel insanlardı. Doğrusu ikisine de gıpta ettim. Biri, Ebu Hanife’nin ahlakından, edebinden. Diğeri de Allah ve Resulü’nün muhabbetinden birbirleriyle yarış eden, çok ibadet için hırs gösteren ashabın ahlakından idiler. “Biriniz edebiyle diğeri de ibadeti ve duasıyla mükâfat bulacaksınız inşallah ama sen yine de çekinme ve bugün Ravza’da namaz kıl, sen de yapabildiğin güzel dualarında bizi de unutma” demiştim.

İlk defa ziyarete gelenlerin  “kabirleri görmeyecek miyiz? Neden ileri geçemiyoruz? Neden kısıtlanıyoruz? Erkekler rahatça ziyaret ediyorlarmış neden kadınlar mahrum bırakılıyor?” tarzından serzenişleri vardı. Haklılar ama bu ülkenin anlayışında kadınların kabir ziyareti haram. Göstermek istemiyorlar. Hatta kabirler nerde diye sorsan ters istikameti işaret ederler. Diğer taraftan, birlikte namaz kılmakta zorlandığımız insanlarla kabri paylaşmamız nasıl mümkün olabilir. Acaba yanına yaklaşabilir miyiz? Hem kabir görmek içindeki zatı görmek değil ki, “gönüllerimizin, kalp gözlerimizin hissetmesi önemli hacım” diyordum.

Ayrıca, kadınlar arasında bilgi aktarımı çok fazla. Bu bilgilerin doğru olmaması halinde yanlışı düzeltinceye kadar zahmet çekiliyor. Bu yaz yüzlerce Türk umreci Mescidde Hz. Fatıma’nın tarağı olmadığını öğrendiler çok şükür. Kendimi zorlayarak gördüğüm duvardaki çıkıntının üzeri uzun çivi ya da telle kaplanmıştı. Oradaki görevli arkadaşlardan biri “hocam kuşlar konmasın diye yapılan şeyi tarak diye birbirlerine gösteriyorlar” demişti. Aslında orada pek çok şeyin üzerinde bu tarz engel çivileri var. Mescid-i kadimin kubbeli kısmı, dikkat edilirse sivri şeylerle dolu. Şemsiyeli bölümdeki oluklar da bu şekilde. Umrecilere bunları gösteriyor ve “hacım eğer öyle bir şey olsaydı onu müzeye koyarlardı”, diyerek bu olaya son noktayı koymaya çalışıyordum.

İbadetlerin insanı eğiten yönü çok önemli. Bu sırada yol gösteren ve eğitenlerin olması da önemli. Çok şükür insanımız gittikçe bilinçleniyor, ama az da olsa; duvarlara, direklere dokunmak, memleketten gönderilen ufak tefek eşyayı Ravza’da bir yerlere sürmek gibi davranışlar tek-tük görülüyor. Benzeri şeyler diğer Müslümanlarda da var. Bunlar, Suud’lu mescit görevlilerinin dehşete düştükleri davranışlar. Bizler de mümkün olduğunca dikkatli olmaya çalışıyor ve bu tarz davranışları gördüğümüzde güzellikle uyarıyorduk.

Ziyaretler Her gün bir plan ve strateji takip edilerek yapılmaktadır. Mescitte yıllarca çalışmış, ziyaretleri planlayan, yeri geldiğinde inisiyatif kullanabilen tecrübeli asıl görevliler mevcuttur. Her ziyaret esnasında, hem plana göre hem de o anki duruma göre strateji ile hareket edilir. Mescitteki bu görevliler her şeyden önce izdiham olmaması için çaba sarf ederler. Ülkelerin sırayla ziyareti bundan sonra gözetilmesi gereken bir konudur. Bu nedenle umreye ve hacca gidecek olan Müslüman hanımlar nereye, niçin gittiklerini öğrenerek yola çıksalar  ne iyi olur. Sadece şekil olarak değil, öz olarak orada olabilsek, kalıp olmaktan kalp olmaya geçebilsek,  art niyetlerden, benliklerden, hizipçilikten sıyrılabilsek, kendimiz için istediğimizi öteki için de isteyerek diğergam olabilsek, hem ziyaretlerimiz hem de Peygamber Mescidindeki Cennet Bahçesini hissetmemiz daha kolay olacaktır hiç şüphesiz.

Selva  hoca

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir