MEDİNE’YE GİDİP DÖNERKEN

Medineli Günler-1                                                                              

img749

MEDİNE’YE GİDERKEN

13.06.2008

Uçağımız hareket ediyor ve biz Rasulullah’ın şehrine doğru gidiyoruz. Kısmet olursa 2,5 saat sonra salat-u selamlarla Medine’deyiz. Bu ilk gidişim olmamasına rağmen ilk defa Medine’ye gidiyormuşum gibi Medine akşamlarını merak etmeye başladım. İki ay önce umre için gittiğimde o kadar telaşlı idim ki, Medine’den nasıl ayrıldığımı bile fark edememişim. Bu ayrılık Istanbul’a döndüğümde aklıma geldi. Şu anda kendimi Medine’ye gider bulunca demek ki, Medine’den ayrılmamışım diyorum.

Evet şu anda Medine’ye uçuyorum. Hayret, ibret ve endişe içindeyim. Mutluluk ve sevinç bunların gölgesinde kalıyor. Neden hayret, ibret ve endişe içindeyim?.

Hayret ve ibret içindeyim, çünkü üstlendiğim görev istediğim an olabilecek şey değil özellikle benim için bu böyle. İyi bir yerden yıldızlı davetiye aldığıma eminim.

Hayret ve ibret içindeyim çünkü hep soranlara söylediğim gibi, bunu beklemiyordum ama bu sahada çok çaba sarf ettim, takip edenlerin malumudur.

Hayret ve ibret içindeyim, çünkü uzun süreli görevli gidenleri gördükçe ben de kutsal topraklarda uzun süre kalmak isterdim. Bu isteğim dua yerine geçmiş olmalı ki, irşat görevlisi olarak gitmek teklif edilince doğrusu daveti reddetmek aklımın ucundan dahi geçmedi.

En güzel yerden davet gelmişse başka hiçbir şeyi ona tercih etmek mümkün olamaz. Çocuklar, yaşlı anne, eş, bunları da hesaba katarak, gönüllerini alarak, teselli ederek yola çıkmak gerekir.

Endişeliyim çünkü temmuz ve ağustos gibi sıcak bir mevsimde Medine’de hiç bulunmadım. Bu güzelliği bu kadar istemek ve sonunda al bakalım deyip imtihanlara duçar olmaktan endişeliyim.

Elbette kendimden şüphem yok ama herhangi bir nedenle görevimi ifa edememekten korkarım. Hz. Peygamberin iyi bir komşusu olamamaktan, O’na layık davranamamaktan endişe ederim.

Allahtan en çok istediğim şey çok güçlü ve sağlıklı olmak, her şeyin huzurla ve feyizle geçmesidir. Sıkıntı,  hassas yerde, hassas görevin iyi bir şekilde ifa edilmesini istememden kaynaklanmaktadır.. Yoksa görevimi en güzel şekilde yapacağım konusunda endişem olmaz. Hayırlısı olsun inşallah.

 

MEDİNE’DE

04.08.2008

Yaklaşık iki aydan beri Medine’deyim. Diyanetin bayanlar için böyle bir hizmet alanı yoktu. Hac ve umre organizasyonunda erkek personelin geldiğini burada uzun süre kaldıklarını görüyor ve duyuyordum. Onları duydukça “Allahım ne güzel! Ben de burada uzun süre kalmak istiyorum” diyordum. Bu sadece içimden geçen bir istek idi. Nasıl olabileceği konusunda hiçbir fikrim yoktu. Kimseden bir ümit ve beklentim de yoktu. Şimdi ise bu arzumun gerçekleştiğini görünce elbette çok şaşırdım. Dualarım kabul edilmişti. Ama ben gerçekçi bir insanım. Mevla duamı sebeplerine bina ederek bana nasip etti diyorum. Elbette ben istedim. Bunun için gerekli durumlarla beni buraya ulaştırdı. Allah insanın dualarını, isteklerini işitir ve onları verir bu şüphesiz. Asıl önemli olan bu nimete ve bu nimeti verene layık olmaktır. Bir şeyi istersiniz, isterkenki niyetiniz ve kabiliyetiniz de önemlidir. Niyetiniz, o işten alacağınız ecri belirleyecek, kabiliyetiniz ise kavuştuğunuz nimeti ne derece başaracağınızı… Allah, bu kadar istiyorsun al benim hazinem geniş ve ben cömertim, diyebilir. Kavuştuğun nimetle baş edebilecek misin? Onu hakkıyla yerine getirebilecek misin? Altından hakkıyla kalkabilecek misin bahaneler üretmeden? Önemli olan budur. Sadece istemek ve ona kavuşmuş olmak yetmez. Talip olunan işi üstünkörü değil iyi bilmek, aşkla sevmek ve vecd içinde yapmak önemlidir.

Medine’ye gelmek bu anlamda, sadece Rasulullah’ın kentinde yaşamak, bulunmak, kırk vakit vecde dalmak değildir bir görevli için. Hizmetin iyi yürümesi için sağlıklı olmak, bunun için de fedakârlık etmek durumundasın. Bu nedenle buraya gelirken endişelerle geldim. Bu benim imtihanım olabilir mi diye korktum. Elbette imtihan edildim ama Allaha sığındım. Allah her zaman koruyan, esirgeyip bağışlayandır.

 

MEDİNE’DEN DÖNERKEN                                               07.08.2008

Bana Hz. Peygamber’in şehrinde kalmayı ve O’nun mescidinde hizmet etmeyi nasib eden Allah’a hamd ederim. Şunları söylemeliyim ki, burada Mescid-i Nebi ve oteller arasında koşuşturdum. Bunu severek ve isteyerek, aşkla ve vecd içinde yaptım.

Şu ana kadar buradaki işimle ilgili en ufak yorgunluk, bıkkınlık ve gevşeme hissetmiyorum. Türkiye’den gelen yüzlerce insan önümden geldi geçti. Hepsini memnun etmeye, tek tek gözlerinin içine bakmaya çalıştım. Güler yüzle hatırlarını sorarak, sorularını hatta sorunlarını dinleyerek, en güzel şekilde cevap vererek ev sahibine layık olmaya çalıştım. O’nun misafirlerine o nasıl davranmak isterse öyle davranmaya çalıştım. Bunu bütün samimiyetimle ve inanarak, isteyerek yaptım. Son derece heyecanlandığım, endişelendiğim, korktuğum anlar oldu. Duygulandığım ve üzüldüğüm anlar oldu. Yoruldum, sesimi kaybettim ama şevkimi kaybetmedim ve çok mutluyum. Karşılığında insanlara verdiklerimin geri bildirimini aldım. Bu beni motive etti, daha çok çalıştım. Türk umrecilerimizin, kendilerinden birini mescidde görevli olarak görmeleri, onlara tarifi imkânsız duygular yaşatıyor, gurur duyuyorlardı. Ayıptır söylemesi, doğacak çocuklarına ismimi vereceklerini söyleyenler, duygu ve takdir hisleri ile dolu mektup yazanlar, adımı alıp kurumuma teşekkür edeceklerini söyleyenler de vardı. Her takdir ve sevgi gösterisinde Allah’a sığındım.

Ben bu görevi yaparken arkamda kurumumun maddi manevi gücünü hissettim. Benim oradaki varlığımdan mutlu olup söylediklerimi dikkatle dinleyerek takip eden güzel insanımızın bana olan güvenini ve sevgisini hissettim.  Bununla birlikte mescit yönetiminin Türkiye’den gelen resmi görevliye olumlu bakışlarını ve desteklerini de unutmamak gerekiyor. Mesciddeki görevlilerin bana ismimle hitab edebilecekleri kadar onlarla iletişim kurdum. Şakalaşacak kadar onlarla yakınlaştım. Bunlar benim gücüme güç kattı. Türklerle aralarında tercümanlık yaptım. Türklere ve Türk görevlisine olan güveni korumaya çalıştım. Mesciddeki kurallara dikkat etmeye saygı duymaya özen gösterdim. Anlamadıkları konularda vatandaşlarımızı makul noktaya getirmeye çalıştım. Vatandaşlarımızın makul istekleri için de gereken çabayı sarfettim. Türk ziyaretçilerin şikâyetlerini ilettiğimde bunu önemsediklerini gördüm.

Bütün vatandaşlarımızın, hiçbir ayırım yapmadan, huzurla ibadet etmeleri için ihtiyaçları olan konularda bilgilendirme yaptım. Zaten Diyanetle giden umrecilerimizle otellerinde mutlaka görüşüyor konuşmalar yapıyordum. Bu konuşmalar umrecilerimizin hem bilgilenmelerine ve şuurlanmalarına hem de Türkiye’mizin her bir köşesinden gelen vatandaşlarımızla daha iyi tanışmama neden oldu. Her yaştan ve her kesimden orada bulunan vatandaşlarımızın bilmedikleri konularda kendilerine yardımcı olmaya sorularına cevap bulmaya çaba sarf ettim.

Bu arada Türkiye’de neyim varsa unuttum. Dünyada sanki benim kimsem yoktu. Mescit, Ravza, umreciler, Suud’lu görevli arkadaşlar, açılıp kapanan şemsiyeler, kubbeler, kayıp ve emanet bürosu, mesciddeki kütüphane, hücre-i saadet, yeşil halı, sütunlar, minber, mihrap, vb….hayatımda sadece bunlar oldu.

HEPSİ ALLAH’IN LUTFU İDİ.  Çok şükür, orada istediğim kadar kalma imkânını bana bahşeden Allah’a… Çok şükür, esirgeyen-bağışlayan, koruyup-gözeten ve saklayan Allah’a…

Selva hoca

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir