ZAMANA YEMİN OLSUN Kİ

ZAMANA YEMİN OLSUN Kİ

İçlerinden biri dedi ki: “Ne kadar kaldınız?” Dediler ki: “Bir gün veya daha az bir müddet kadar kaldık.”   Dediler ki: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir…” (Kehf Suresi, 19)
Evet, acısıyla tatlısıyla, iyisiyle kötüsüyle bir yılı daha geride bıraktık.  Ömrümüzden ne kadarlık bir süre daha geçti?  Bilmiyoruz aslında bir yıl mı, bir an mı, bir gün mü yaşadık?  İnsanlığın zihnini karıştıran; bilim adamlarına sorular sordurtan, varlığı yokluğu ve izafiliği tartışılan, araştırılan, zihinleri meşgul eden bir kavram olmuş zaman kavramı. Kuran’da da izafiliğini korumuş, bir muamma adeta insanlık için ve yine Yaratan’ın eşsiz kudretinin ‘zaman’ gibi bir eseri daha insanın karşısında dev gibi durmakta.
Bu bir yıla neler sığdırıyor insanoğlu neler. Bu yaşadıklarımızı eğer göz açıp kapayacak ya da bir gün gibi kısa bir süreye sığdırdı isek bu da insanı hayrete düşüren bir yaradılış harikası… Eğer Ashab-ı Kehf Kur’an’a göre mağarada 309 yıl kaldıkları halde bu, onların hesabına göre bir gün ya da birkaç saat idi ise, bizim şu 70-80 yıllık ömrümüzün Allah katında gerçek hesabı ne olabilir? Hz. Peygamber de zamanın ve dünya hayatının kısalığı ve geçiciliğini ifade için insanın durumunu, “bir ağacın altında gölgelenip sonra da bırakıp giden yolcunun durumu gibidir.” (Tirmizî)  şeklinde tasvir etmiştir.
Zaman da mekân da Allah’ın olduğuna göre bunlarla ilgili her türlü tasarruf da O’na aittir. İlim adamlarına düşen onun ilmini anlamaya çalışmaktır. Diğer taraftan da tıpkı kıyametin ne zaman kopacağı konusunda olduğu gibi, zaman konusunda da bize düşen onu iyi kullanmaktır. Çünkü zaman en önemli sermayesidir insanoğlunun. Hatta insan onunla yarış halindedir ama hep o, insanı geçmektedir. İnsana düşen de onu iyi geçirmek, iyi yolcu etmek, verimli hale getirmektir. Hz. Peygamber’in diğer bir hadisinde belirttiği gibi; insanoğlunun gaflet ettiği iki önemli şeyden biridir zaman. Yaşadığımız bu zaman dünya hayatına aittir ve insanoğlu bu dünyaya; zamanını Rabbine kulluk etmesi ve imtihanı başarabilmesi amacı ile gönderilmiştir. İmtihanı başarabilirse Allah’ın özenle yarattığı, akılla donattığı ve meleklerine medh ettiği kulu olma şerefine erecektir . Aksi takdirde amacına aykırı davranarak hayvanlardan da daha aşağı bir mahlûk haline gelecektir.

Kur’an zamana yemin eder;  insanın zararda olduğunu söyler ve istisnalardan bahseder. Şimdi insana düşen görev; dünyaya geliş ve yaratılış amacına uygun olarak; zararda mı yoksa müstesna bir hal üzere mi?” olduğunun muhasebesini yapmaktır. Yılbaşları ve yılsonları insana tefekkür fırsatı veren zaman dilimleridir. Özellikle günümüzün insana sunduğu onca aleyhte cezbedici, zaman tüketimine yönelik unsur varken istisna hal üzere olmak zorlu bir mücadeleyi ve insanın kendisine sorular sormasını gerekli kılacaktır.
Şimdi hepimiz kendimize sormalıyız. Geçen bu sene boyunca biz ne yaptık? Bir fakire aş bulabildik mi? Bir yolunu kaybetmişe yol gösterdik mi? Bir cahile bilgi kaynağı olabildik mi? Göremeyene göz, duyamayana kulak, yürüyemeyene baston olabildik mi? Kendimiz için çok şeyler yapmış olabiliriz. Bakımımıza, arabamızın bakımına, bahçemizin peyzajına, evimizin mimarisine verdiğimiz değeri harcadığımız zamanın bir benzerini ya da birazını insanlığa da değer olarak ekledi isek kazananlardan olduk demektir.
Kendimize sormaya devam etmeliyiz. Yalansız bir sene geçirdik mi? Doğru olmanın riski ile karşılaştığımızda dürüst olmaya devam edebildik mi? Hile yapabilme fırsatı ile burun buruna geldiğimizde nefsimizle baş edebildik mi? İçimizdeki ses bize hangi yolları gösterdi de biz onun iyisini kötüsünden ayırt edebildik.

Yine sormalıyız kendimize çocuklar yine savaşlar nedeni ile yetim kaldılar mı? Ya aile kavgasına kurban giden ve öksüz kalan çocuklar? Töre cinayeti ve öfkeli koca yüzünden hayatından olan kadınlar? Gözleri yaşlı, yakınlarını arayan aileler? Ve benzerleri..Bütün bu sorunlara çare bulmak için bir şeyler yapabildik mi?  “Evet!” diyorsak  hüsrana uğrayanlardan değil de kurtuluşa erenlerden olmuş olabiliriz.

İşte o zaman ve her halükarda şu duayı çok yapmalıyız:  “Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ve güzellik ver, Ahirette de iyilik ve güzellik ver ve bizi cehennem azabından koru.”(Bakara suresi/ 201)

Selva Yılmaz Özelbaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir