PEYGAMBERİMİZİN ŞEHRİ MEDİNE

PEYGAMBERİMİZİN ŞEHRİ MEDİNE
Medine, Mekke’nin 450 km. kuzeyinde ve Kızıldeniz kıyısından iki yüz km. kadar içeride yer alan bir şehirdir. İslam’dan önce Yesrib, sonra Medine ismini almış, zamanla Hz Peygamberin ve İslam’ın nuru ile aydınlanmış anlamına Medinetü’l-Münevvere adıyla anılmaya başlamıştır.
Medine Hz Peygamberin hicret yurdudur. Peygamberlik hayatının son on yılını burada geçirmiş, Kur’an’ın büyük bir bölümü bu şehirde inmiş, ilk İslam devleti burada kurulmuştur. İslam dini buradan yayılmış, Rasulullah bu şehirde vefat etmiş ve yine bu şehirde medfun olmuştur.
Medine şehrinin Müslümanların hayatında çok önemli bir yeri vardır. Müslümanın gönlüne taht kurmuş bir şehirdir. Onun sevgisi hiç kuşkusuz peygamber sevgisinden kaynaklanmaktadır. Şair Nabi, Bunu çok güzel ifade ediyor ve şöyle şiirleştiriyor.
”Hakikat cennetinin en korunmuş köşesi peygamberlik ilinin başşehri Medine’dir.
Uyuduğu yer o yer, O nebiler şahının. Cennet eğer yüzükse kaşı da Medine’dir.”
Her Müslüman, ilk tanıdığı günden itibaren Hz. Peygamber’in yaşadığı ve mücadele ettiği toprakları görmek ister. O’nun soluduğu havayı solumak yaşadığı gök kubbe altında yaşamak ister. O’nun yaşadığı zaman dilimi içinde yaşanmış olayların geçtiği mekanları görmek ve orada bütün olanların hayalini kurarak bir de kendisi yaşamak ister.
Allahın rahmeti üzerine olsun aynen Ali Ulvi kurucu’nun hislere tercüman olduğu gibi.
”Mü’minin doğduğu günden beri, kalbinde coşan,
Bir yanardağ gibi, içten içe her an tutuşan,
Ölmeden, Ravza-i Peygamberi tek görmesidir,
O yeşil cennete, bir vecd ile yüz sürmesidir!
Ümmetim gel dedi madem, sana bak, Fahr-i Cihan,
Bütün âlemlere rahmet, bütün canlara can.”

  1. PEYGAMBERİN MESCİDİNİ ZİYARET VE ORADA İBADET

İşte hac ibadeti bu arzuyu gerçekleştirmek için en uygun fırsattır. Dolayısıyla hac ibadeti için yola çıkanlar bir taraftan peygambere kavuşmanın heyecan ve sevincini yaşarlar diğer taraftan da Hz. Peygamber’in mescidine davet eder tarzda ziyareti özendirmesi vardır ve elbette bu davete icabet etmek gerekir.

Hz. Peygamber adeta şöyle davet ediyor: ”Kim hac yapar da ölümümden sonra kabrimi ziyaret ederse beni hayatımda ziyaret etmiş gibi olur.” (Beyhaki, V,403 ), “Kim kabrimi ziyaret ederse ona şefaatim vacip olur.”  (Beyhaki, V,402 )

Bu hadisi şerifler Hz. Peygamberin kabrinin ziyaretin faziletli olduğunun da delilidir. Ayrıca namaz kılmak için yolculuk yapmaya değer olan üç mescidden biri Hz. Peygamber’in mescididir.  Bu hususta da           “Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa ve benim şu mescidimden başka hiçbir mescide ziyaret için yolculuk yapmak uygun olmaz.” ( Buhari, Savm, 67; II,250)   buyrulmuştur. Bu hadis-i şerifler ve benzerlerinden hareketle âlimler Hz. Peygamberin kabrini ziyaretin menduptan vacibe yaklaşan bir sünnet olduğunu söylemişlerdir.

Hz. Peygamber’in mescidi takva üzere kurulmuştur. Orada ibadet en hayırlı ibadettir. Kur’an-ı Kerim’de Mescid-i Nebi ile ilgili olarak, “Ta ilk günden takva üzere kurulan Mescid, elbette içinde namaza durmana daha uygundur…” buyrulmaktadır. Hz. Peygamber’in ifadesiyle, Mescid-i Nebi’de kılınan bir vakit namaz, Mescid-i haram dışındaki diğer mescidlerde kılınacak bin vakit namaza denktir. (Nesei,  Mesacid, 4;II, 33.)

PEYGAMBERİMİZİ ZİYARETİN ADABI
Hac veya umre vesilesiyle Medine’ye gitmek ve orada kalmak, gecelemek kısa süreli de olsa Hz. Peygambere komşu olma şansını yakalamaktır. Bu hal, müslümanın dünyada cenneti yaşaması kadar değerli ve anlamlıdır. Hac ve umre vesilesiyle bu nurlu beldeye giden, peygamberin mescidinde ibadet eden talihliler bu şansı iyi değerlendirmelidirler. Nurlu şehre gitmek için yola koyuldukları andan itibaren orada en çok lazım olacak olan edep sermayesine sıkı sıkı sarılmalıdırlar. Tıpkı büyük şair Nabi’nin dediği gibi.
“Sakın terki edepten kuy-i mahbub-u Hüdadır bu.
Nazargah-ı ilahidir. Makam-ı Mustafa’dır bu.”

Edebe aykırı her türlü; kavga, gürültü, hakaretvari davranışlardan son derece sakınmalıdırlar. Bu şehre ziyaret için gelen herkesin Hz. Peygamber’in misafiri olduğu bilinciyle hareket edilmelidir.

Hz. peygamberi ziyaret etmeye niyetlenen kimse bu ziyareti ile Allah’ın en sevgili kulunu, yine Allah rızası için ziyaret ettiğini unutmamalıdır. Bu nedenle yolculuk boyunca salatü selam getirilmeli, mescide yaklaştığında salât ve selam daha da artırılmalıdır. Eğer imkân bulunursa Medine’ye varılınca gusül abdesti alınıp güzelce temizlenip ondan sonra mescide gidilmelidir. Mescidi görünce salatü selamlarla birlikte Allah’a, verdiği bu nimetten dolayı, kendisine bahşedilen bu güzellikten dolayı hamdetmeli, bolca dualar etmelidir. Bir mescide bir kedine bir de etrafına bakarak nerede olduğunu idrak etmeli. Ben neredeyim diye kendine sormalıdır. Orada kaldığı sürece hangi topraklara bastığını ve hangi gök kubbenin altında yaşadığını unutmamalıdır.

Mescide girerken sessizce ve sükûnetle, besmele çekerek içinden gelen en güzel dualarla, yakarışlarla Allah’tan af ve mağfiret isteyerek tevazu ile girilmelidir.  Kerahet vakti değilse iki rekât mescid namazı kılınmalıdır. Bu namazı mümkünse Hz. Peygamberin Kabri ile minberi arasında kılmaya özen göstermelidir. Bu yer, Ravza-i Mutahhara adı verilen ve Efendimizin, “Evimle minberimin arası cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim de (Kevser) Havuzumun üzerindedir.” (Buhari, II,57)  diye buyurduğu yerdir. Eğer orada namaz kılmak mümkün olmuyorsa boş olan bir yerde de kılınabilir. Mescid namazından sonra bu nimete ulaştığı için iki rekât da şükür namazı kılınabilir.

HANIMLARIN KABR-İ  SAADETİ ZİYARETİ

Kitaplarda Hz. Peygamberi ziyaretle ilgili yazıldığı şekilde bir ziyarette bulunmak özellikle kadınlar için imkânsızdır. Bu nedenle Efendimiz’in kabr-i saadetini görecek mesafede dahi olsak oradan O’nu ve sevgili arkadaşlarını selamlamak mümkündür.

Hz. Peygamber’i ziyaret, mescidde erkeklerin namaz kıldıkları kıble tarafında olup her gün sabah ve öğle namazlarından sonra olmak üzere iki defa kadınların ziyareti için zaman tahsis edilir. İlk ziyaret öğle ezanından önce, ikinci ziyaret ise ikindi ezanından önce bitirilir. Mescidde ziyaretlerin düzgün bir şekilde yapılabilmesi için bir takım tedbirler alınmaktadır. Bunlarla birlikte ziyaretçilerin de özel itina göstermeleri gerekmektedir. Her şeyden önce huzuru ve sükûneti korumaya özen gösterilmeli. Namaz kıldığımız (kadınlara ayrılan) yerde, Ravza’da beklediğimiz zamanlar da dahil olmak üzere Peygamber’in huzurunda olduğunu unutmamalı, sessizliği korumalıdır. Zira Hucurat Suresi 2. ayette “Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamberin sesinin üstüne yükseltmeyin” buyrulmaktadır. Bu yüzden orada dua ederken dahi huşu içinde, sesini yükseltmeden, haddi aşmadan dua edilmelidir. Nitekim yine Kur’an’da “Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü o haddi aşanları sevmez.” (A’raf,55) buyurulur.

Mescidde hanımların ziyareti için her Müslüman ülkeden gelen peygamber âşıkları kapıların önünde ziyaretin açılmasını ve bir an önce Hz. Peygamber’e kavuşmayı büyük bir heyecanla beklerler. Gerek burada beklerken gerekse kapılar açıldıktan sonra, Hz. Peygamber’in huzuruna sessiz ve sakin bir şekilde, güzel duygularla, salât-ü selamlarla ilerlemeye özen gösterilmeli, taşkınlıklardan hayâ edilmelidir. O anda oradaki kalabalık psikolojisine kendini kaptırmamalı. Mescidin içkısmında, şemsiyelerin altında biraz oturup tefekkür edilmeli, hemen izdihama girilmemeli, Kur’an okumalı, içinden geldiği gibi ya da bir kitabı varsa ondaki dualardan istifade edilmelidir. Hz. Peygamber’in mescidinde otururken diğer ziyaretçilerle lüzumsuz konuşmalardan, malâyaniden kesinlikle uzak durulmalıdır. Kendisi ile selam gönderilmiş ise “Ya Rasulallah! Filanca Kişinin sana selamı var. Allah katında kendisi için şefaatçi olmanı istiyor; ona ve bütün Müslümanlara şefaat eyle “ diye selamlar iletilmelidir.

Hz. Peygamber’in mescidinde bid’at olan davranışlardan sakınılmalıdır; duvarlarına el ve yüz sürmek, sırtını veya göğsünü duvarlara yaslamak veya sürtmek, kabrinin ya da mescidin etrafını tavaf etmek, eliyle uzaktan selamlamak, sütunlara mendil, çamaşır gibi şeyler sürtmek vb. davranışlardan sakınılmalı, orada Hz. Peygamber döneminden herhangi bir eşya aranmamalı, diğer insanları rahatsız etmekten, itip kakıştırmaktan azami derecede sakınılmalıdır.
Ravza’ya girerken izdihama dikkat edilmeli, mümkün olduğunca kalabalık içine girilmemeli, en müsait anı kollayarak Hz. Peygamberin Ravza’sında Allah rızası için iki rekât namaz kılarak, orada daha fazla beklemeden -diğer insanları da düşünerek- edeple dışarı çıkılmalıdır. Ziyaretler esnasında mescidde bulunan arap ve türk görevlilerinin talimatlarına dikkat edilmelidir.

Mümkün olduğunca beş vakit namazı mescidde kılmaya itina gösterilmeli, Medine’de kalındığı sürece oradaki diğer ziyaret yerlerini ve tarihi mekânları görüp anlamaya özen gösterilmelidir.

SELVAHOCA

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir