MUTLU KILAN KUTLU SEYAHAT

MUTLU KILAN KUTLU SEYAHAT

Hac hem bedenle hem de mal ile yapılan bir ibadettir. Ve bu ibadetin güzel olan tarafı kişinin ona gönlünü katıyor olmasıdır.
Hac ibadeti, insanın fıtrat dini olan İslam’ın doğup, dünyayı ve insanlığı aydınlattığı ufka doğru yol almaktır.
Hac ibadeti, Hz. Adem, İbrahim, ve İsmail’lerin gelip-geçtiği, ayaklarını bastığı mekanlarda tefekkürle nefes almaktır. Tarihin, her bir mü’minin şahsında tekrar yaşanmasıdır.

Hac ibadeti,  hayatın akışı içerisinde yorulan ve yıpranan gönüllerimizi dirilttiğimiz,  onardığımız çok kıymetli bir zaman dilimidir.
İşte bu günlerde bu nimeti yaşamak için şanslı bir kısım Müslüman kardeşimiz bu amaçla yola çıkarlar. Büyük bir heyecan ve merakla… Geride kalanların ise yürekleri onlarla çarpar adeta.

Dünyadaki hiçbir seyahat insanı bu kadar mutlu, mesud ve bahtiyar kılamaz. Çünkü bu yolculuk Hz. İbrahim’in davetine icabettir. Bilindiği gibi, Kabe inşa edildikten sonra Allah(cc), Hz. İbrahim’e Haccı ilan etmesini emretmişti.(Hac:27) Hz. İbrahim(as) da:”Rabbim! Benim sesim nereye kadar ulaşabilir ki?” deyince, Allah (c.c.), ”Sen davet et, duyurmak bana aittir!” buyurmuştu.  Bunun üzerine Hz. İbrahim yüksek bir yere çıkarak; ”Ey İnsanlar! Size Kabe’yi Haccetmek farz kılındı. Rabbinizin davetine kulak verin!” diye seslendi. İşte bu kıymetli davetin yapıldığı günden beri mü’minler Allah’ın misafiri olmak için kutsal beldeye seyahat ederler.
Hac mevsimi geldiğinde dünyanın dört bir köşesinden giden müslümanlar İslam’ın nabzının attığı kutsal topraklara kavuşurlar. Büyük bir aşk ve vecd içinde Kabe’yi tavaf ederler. Hayatları boyunca namaz kılarken yöneldikleri kıbleye kavuşmuş olmanın hayret ve sevincini yaşarlar; adeta gözlerine inanamayıp “gerçekten burada mıyım?” sorusuna cevap bulmaya çalışırlar.
Bu güne kadar hiç görmedikleri ama hissettikleri Müslüman kardeşleri ile tevhit yörüngesinde buluşmanın kıvancını yaşarlar ve orada gidemeyenler adına da elçilik yaparlar.
Safa ile Merve’de sa’y ederek Hz. Hacer’in su arayış ve suya kanış heyecanını yaşarlar.
Arefe Günü Arafat’ta af ve mağfiret isterler. İşte o gün Arafat bir başka güzeldir. Hz. Adem ile Hz. Havva misali bir araya gelen mü’minler Allah’ın huzurunda aciz, muhtaç bir şekilde affı beklerler. Cenabı Hakk’ın en büyük ikramı olan bağışlanmayı ümit ederler.
Asıl maksat Arafattır hacılar için.  Bir ömrün kararmış satırlarının silinip yeni bir sayfanın açılma ümidi ile kalkar  eller ve bükülür boyunlar, dökülür göz yaşları. Arafat, kulun Rabbine yep yeni, ter temiz bir kul olma sözü ile var olduğu huzurdur. Rabbin kuluna verdiği en büyük af ve mağfiret fırsatıdır. Her hac yolcusu bu Arafat anlarını adeta yudum yudum içer, nefes nefes içine çeker.

Ve hacılar günü böylece ihya ettikten sonra Müzdelife’ye gelerek orada da geceyi ihya ederler; Şeytan taşlamak için taş toplarlar. Müzdelife ’de taş toplamak, hataları kabul etmek ve onları kendinden uzaklaştırma erdemini göstermektir.

Şeytanı taşlayan hacılar bu hafiflikle Kabe’ye giderek farz olan tavaflarını yaparlar. Hac için giden her ferdin yüreği burada atar, yolu buradan geçer. Herkes kendi dilinde göz yaşı döker ve dualar ederek Rabb’in bu nimetine şükreder.

Hac için kutsal topraklara giden herkesin yolunun geçtiği bir mekan daha vardır ki orası da Medine’dir. Medine’ye gidiş, bir hacı için Hz. Peygamber’e olan saygı, sevgi ve muhabbeti ifade etme fırsatını buluştur.  Medine… Peygamber şehri. Yeryüzünde Allah’a en sevimli toprak parçası… Çünkü Allah Rasulü’nün hicret ettiği ve halen medfun bulunduğu yerdir. Şair Nabi ne güzel söylemiş:
”Hakikat cennetinin en korunmuş köşesi,
Peygamberlik ilinin başşehri Medine’dir.
Uyuduğu yer o yer O Nebiler Şahı’nın,
Cennet eğer yüzükse kaşı da Medine’dir.”
Hac yolcusu kardeşlerimiz Mekke’den Medine’ye giderken Hz. Peygamber’in Hicret yolunu takip edecek ve o günlerin heyecanını yüreklerinde taşıyarak Medine’ye girecekler. Mescid’e yaklaşıp Yeşil Kubbeyi gördükleri ve Ravza ’da ilk namaz kıldıkları anı hiç unutmayacaklar. Çünkü bu mekân Hz. Peygamber’in “cennet bahçesi” diye nitelendirdiği bir mekândır.

Hac görevini yerine getiren bir peygamber aşığına bahşedilecek en güzel hediyelerden biri bu şehirde Hz. Peygamber’e komşu olmak ve O’nun evini ziyaret etmektir.
”Benim şu mescidimde kılınan bir namaz Mescid-i Haram dışında diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha hayırlıdır” müjdesine nail olabilmek için Medine’de Peygamberin misafiri olmak… Mescidin minarelerinden okunan ezan-ı Muhammedi’yi O’nunla beraber hissetmek, kılınan namazlara O’nunla birlikte şahit olmak,  binlerce Muhammed ümmeti ile tek yürek olmak… Bütün bunlar yaşlanmış, çoraklaşmış ruhları gençleştirecek.

Bir gün sabahın erken saatlerinde Kuba ve Kıbleteyn Mescitlerini ziyaret ederek Hz. Peygamber’in geçtiği yollardan geçecekler. Uhut ve Hendeğe giderek peygamber efendimizin ve kıymetli ashabının acılarla dolu günlerine, yaşadıkları mekânlara tanıklık edecek, tarihte öğrendiklerini adeta yeniden yaşayacaklar. Uhut şehitlerini ziyaret ederek Fatihalar okuyacaklar.

Mekke ve Medine’de yaşanan bu günler, oraya giden her mü‘minin gönlüne yerleştirdiği bir mutluluk konsantresi olacak. Onu iyi bir şekilde koruduğu sürece ömrü boyunca bu mutluluk iksirinden her an istifade edebilecek.
Rabbim hepimize derinliğini alabildiğine hissedebileceğimiz, anlamını yaşayabileceğimiz mebrur makbul ve rızasına uygun haclar nasip etsin. Amin!
Selva ÖZELBAŞ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir