KULUN İBADETLE TERBİYESİ

KULUN İBADETLE TERBİYESİ

Allah âlemlerin Rabbidir. Rab, varlığı terbiye eden, yönlendiren, belli bir olgunluğa, kemâle sürükleyen,yöneten, bütün âlem üzerinde tasarruf eden, varlıkların varlığını meydana getirenanlamındadır. Ve âlemler O’nun yaratması, takdiri ve terbiyesinden geçmektedir.
Karbonun dünyanın en serten değerli ve de özellikleri bakımından en ilginç maddesiolan elmas haline gelmesi ancak O yüce Rabb’in terbiyesinin eseridir. Kâinattakibu ve benzeri tüm varlıklar O’nuneşsiz kuvvet ve kudretinin tasarrufuyla oluşmuştur.

İnsan da canlılar arasında varoluş sebebi açısından en önemli, yaratılış bakımından en kıymetli ve en güzel şekilde yaratılmış, kâinatın gözde varlığıdır. Tıpkı elmas gibi maddesi sert bir varlıktır. Dolayısıyla da işlenmesi yani terbiye edilmesi, yönlendirilmesi zordur. Bu nedenle insanoğlu anne karnından itibaren eğitilmeli, terbiye edilmelidir ki yaratılış gayesine uygun işler yapsın, görevlerini yerine getirsin. Bu nedenle insanın terbiyesi, eğitimi beşikten mezara kadar devam eder.

Dünyameşakkat ve sıkıntılarla doludur. İnsan bu sıkıntılardan kurtulmak için mücadele eder. Kul her zorluğa karşı dua ve ibadetlerle Rabbinden güç alır. Allah, çaba gösteren ve dua eden kulun yanındadır. Allah’ın farz kıldığı ibadetler de Müslüman için kılavuz gibidir. Özellikle namaz bu konuda belki de en başta gelir. Kur’an’da “Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor”(Ankebut/45),  buyurulmaktadır. Beş vakit namazı şartlarına ve adabına uyarak tam bir huşu ile eda etmeye devam etmek, insanı her türlü kötü ve hoş olmayan işlerden, haramlara düşmekten korur ve onu yapmakta olduğu çirkinliklerden uzaklaşmaya sevk eder. Çünkü namazda Allah’ı zikir ve dua vardır. Aynı zamanda namaz kişiyi samimi ve dürüst olmaya yönlendirir; her gün namazla Allah’ın huzuruna çıkan kul O’nun istemediği şeyleri yapmak konusunda korku duymaya başlar. Bu korku namazını ihlasla kılmaya ve itaat etmeye yani ilahi emir ve yasaklara uymaya götürür, hatta mecbur eder.
Allah’ın, kullarından zorunlu olarak yapmalarını istediği namazın terbiyevi yönü saymakla tükenmez. Bu yüzden namaza tembellik gösteren kişinin kendini zorlayarak bu ibadete alıştırması gerekir. Adeta inat eden nefsinin boynuna zincir takarak sürüklüyormuşçasına bir muamele ile bu inadı ve tembelliği kırması gerekir. Çünkü Kur’an’da Allah (c.c.) “Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. ” (Taha/132), buyurarak devam hususunda sebat edilmesini istemektedir. Devamı istenen bir ibadetin edasının katiliği asla tartışılamaz.
İbadetler,Rabbin kullarını terbiye metodudur. Bu terbiyeye gelmek her kulun vazifesidir. Kul böylece haddini bilir, safını, tavrını belirler. İbadet eden bir Müslüman olabilmek kişinin zorla da olsa nefsine uygulayacağı tazyikle mümkündür. Allah’ın, ibadetleri kesin bir şekilde emretmesiböyle bir zorlama ve icbardır. Müslümanın belli bir andan itibaren mükellef olması da böyle bir zorlamadır.  Mesela ramazan ayı geldiğinde Müslüman belirli durumlardaki ruhsatlar hariç kesinlikle oruç tutacaktır. İnsanın yemeğe içmeye, şehvete düşkünlüğünün terbiye metodu oruçtur. Rabbi kulunun bu yönlerinin bu şekilde terbiye olabileceğini en iyi bilen olması hasebiyle ondan oruç tutmasını ve bu ibadetle irade eğitimini gerçekleştirmesini istemektedir. Aksi takdirde emre itaatsizlik söz konusudur ve bunun karşılığını da Cenab-ı Hak takdir edecektir.
Mallardan infak ve zekât da kişiyi eğiten ibadetlerdir. Kişi böylece, malın sadece kendisine ait olmadığını ve fakirlerin de gözetilmesi gerektiğini; parayı bloke edip durağanlaştırmamak gerektiğini;vermenin zorluğunu yenerek güzelliğini yaşamak gerektiğini öğrenmektedir. Kur’an’da Rabbimiz insanın mal sevgisinin çok şiddetli(Adiyat/8)  olduğunu ifade etmektedir. Ve ayrıca Isra suresi yüzüncü ayet de insanın çok cimri olduğunu söyler. Tabiatıylamala aşırı düşkünlük insanın elindekileri başkaları ile paylaşmasını zorlaştırmaktadır.
Cimri ve mala düşkün insanın bu katı yönüancak ibadetin terbiyesi ile yola gelebilir. Bu konudaki kesin kurallar kişinin maddi varlığını ne zaman ve kimlerle paylaşacaksa hepsini ortaya koymaktadır. Verene de haksızlık etmeden en adil biçimde maddi varlığın paylaşılması çok önemlidir. İmkânları yerinde olanlar hem de en yakınlarından başlayarak paylaşımda bulunmalıdırlar. Maddiyat kadar insanın gözünü bürüyen hiçbir şey yoktur. Peygamberimizin Âdemoğlu için iki vadi dolusu malı olsaydı, mutlaka bir üçüncüyü isterdi,hadisi bu konuyu güzel ifade etmektedir.

Kur’an ve hadisi şerifler hep paylaşmayı ve vermeyi tavsiye etmektedir. İnsan cimrilik huyunu ancak vererek terbiye edebilir aksi takdirde bu mümkün değildir. Böylece Müslüman hem başkalarını sevindirmenin hazzını tadar hem de nasıl olsa terkedip gideceği mal ve mülkün gerçek sahibinin kendisi olmadığını anlar.

Eğitimi zor, egosu yüksek insanın ibadetlerle eğitimi kendi türü tarafından eğitilmesinden daha naif ve daha kolaydır. Bu sebeple insanlar başkalarının zoruyla değil de kendilerini ikna ederek ve kendi kendilerini zorlayarak ibadetlerine mutlaka devam etmelidirler.  Farz ibadetler Allah’ın kesin emirleridir. Hakkıyla yerine getiren onun yönlendirmesine girer dünya ve ahireti için kazananlardan olur. İbadetleri hafife alıp ihmal etmek kulun zararınadır, hesabı Allah’a kalır.

Akıllı insan daha fazla beklemeden zamanı ve hayatı düşünerek hiç kimsenin değil, sırf Allah’ın emri olan ibadetlerin terbiyesine bir an önce giren insandır.
Selva Yılmaz ÖZELBAŞ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir