RAMAZDAN BİZE KALANLAR

RAMAZDAN BİZE KALANLAR

Ramazan ayı bize neler bıraktı, neleri tekrar ettirdi, neleri yeniden hatırlattı?

Her zaman olduğu gibi yine rahmetiyle, mağfiretiyle geldi ramazan Müslümanların hayatına… Oruç tutanlar onunla yedi, içti, onunla uyudu, uyandı.  Nasıl hareket etmek gerektiğine o karar verdi. İnananlar onun ritmine ayak uydurdular. İbadet ve iyilikte yarıştılar. Adeta bu ayda zamanla yarış vardı. Çünkü ramazan belirli bir zaman dilimi idi ve her sene olduğu gibi gelip gidecekti. Ona uyum sağlamayanı bırakır giderdi.

Bu yüzden, ramazan ayı gelince Müslümanlar ona fazlasıyla özen gösterirler, misafir gibi karşılarlar. Hoşnut kılmayı ve incitmemeyi isterler. Onun orucu aç kalmak değildir, o yüzden hasta dahi olsalar kendilerine verilen yeme ruhsatını kullanmak onlara zor gelir. Bunu yaparken de gizli yapmaya özen gösterirler. Bu davranış, ramazan ayına saygıdan ve hayâdan kaynaklanmaktadır.

Bu nedenle ramazan ayı mü’mine hayâlı olmayı öğretir diyebiliriz. Önce rabbinden hayâ eder kul. Ona karşı gelmek gibi görür hasta dahi olsa oruç tutmamayı.  Çünkü küçüklüğünden beri ramazanla gelen oruç onu öyle terbiye etmiştir. Sonra da insanlardan utanır ve alenen herkesin oruçlu olduğu ortamlarda bir şey yemeye çekinir.

Ramazan ayında mü’minler paralarını, sofralarını ve güler yüzlerini paylaşırlar.  Bu ramazan da öyle yaptılar. İftardan sahura, sofradan sofraya koşuşturdular. Yedirdiler hatta beraber yediler, ekmeklerini sularını paylaştılar. Sofralarda herkes vardı; mahalle komşuları, akrabalar, eski dostlar, muhacirler, amir, memur hepsi bir araya geldiler bu vesileyle. Çok teferruatlı yemekler yemediler aslında, çünkü bir hurma, bir tas çorba, bir bardak ayran, bir dilim ekmekle de iftar verilebileceğini Hz. Peygamberin sünnetinden öğrenmişlerdi.

Bu ay, müminin kesesinin ağzını açtığı ay oldu. Adeta yeryüzünde Allah’ın halifesi –insan- iş başındaydı. Etrafına bakınıyor; “nerede ihtiyaç sahibi olanlar, nerede benim dertli kardeşlerim, kimin neye ihtiyacı var!”, diyordu. Hatta dünyanın başka yerindeki Müslüman kardeşini dahi düşünüyor onun sofrasına da ulaşmaya çalışıyordu. Çünkü biliyordu ki, bu ayda verilen sadakalar, yapılan iyilikler başka aylarda yapılan farzlar kadar kıymetliydi. Mü’min kardeşi açken kendisi tok yatan biri olmak istemiyordu.

Oruç tutan Müslüman bu ay başkalarını kendisinden daha fazla düşündü. Bu ay mü’minin cömertliği kardeşliği zirvede yaşadığı bir ay oldu. Çünkü biliyordu ki bu ayın sonunda bir bayram vardı ve bu bayramı alnı ak ve başı dik, görevlerini ifa etmiş olmanın sevinci ile ve tüm müminlerle beraber kutlamak istiyordu.

Mü’min ramazanın rahmet yağmurlarında ıslanmak hatta sırılsıklam olmak için gayret etti, her fırsatı değerlendirdi, mukabeleden mukabeleye koştu, ”Kur’an’ı anlamadan bu nasıl okuyuş ” diyenlere inat anlıyormuşçasına rabbinin kelamını zevkle okudu ve dinledi. Çünkü o Kur’an’a kalp gözüyle bakıyor, yüreğiyle dinliyordu. Sonunda sayısız Kur’an hatimleri ve duaları dünya semasında yankılandı, rahmet bulutlarına karıştı.

Ramazanın sahurunu ve iftarını zevk haline getirmeyi bildi. Bahçelerde, sahillerde, kırlarda, parklarda iftar ve sahurlarına renk kattı. Sadece yeyip içmedi bol sohbetli sofralardan bol secdeli teravihlere koştu, ardından teheccüt ve tesbih namazları kıldı.   Bu arada sokaklarda rastladığı oruç tutmayanları kaale bile almadı. Belki hastadır, ‘rabbim ona şifa ver!’, diye dua etti.

Hâsılı kelam, ramazan ayı bize saygı duymayı öğretti;  hem kendisine hem oruç tutanlara saygı duymayı.  Gerçekte bu ay saygınlığı olan bir aydır. Kur’an’ın inişinin, insanlığı aydınlatışının yıl dönümü. Dolayısıyla bu ay bize Kur’an’ın yolundan sapmamak gerektiğini tekrar hatırlattı. Bu nedenle ebeveynler çocuklarına küçük yaşta oruç tutma alışkanlığı edindirmeliler.  Bu alışkanlığın yanında aşikâre meydanlarda yeyip içerek ramazan ayına ve oruç tutanlara saygısızlık etmemeleri gerektiğini de öğretmeliler…

Ramazan ayı inananlara,  maddi -manevi paylaşım ve iyilik etmenin önemini tekrar hatırlatarak bu hasletin kalplere ve zihinlere iyice yerleşmesini sağladı. Müslümana bu yeryüzündeki asli vazifelerini hatırlattı. Diğerkâm ve îsar sahibi olmanın, empati kurmanın pratiklerini tekrar yaşattı. Her şeyden önce insana iradesine sahip sabırlı, dayanıklı bir kişiliğe sahip olmanın önemini hatırlattı.

Mü’minin, bu dünyanın oyalamalarına karşı uyanık olması ve bol ibadet etmesi gerektiğini, ömrün işte bu ramazan gibi geçip gitmekte olduğunu tekrar hatırlattı.

Şimdi ise bayram…  Daha pek çok nasihatle yanımızdan rüzgâr gibi geçen ramazandan acaba elimizde ne kaldı, ona iyi bakmak ve sıkıca tutmak gerekir. Bize tekrar güzel nasihatler edip hayra yönlendiren nice ramazanlarla karşılaşmak dileğiyle hayırlı bayramlar!

Elveda ey güzel öğretmen, ramazan!

Selva Yılmaz ÖZELBAŞ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir