RAMAZAN VE MEKKE-ZAMAN VE MEKAN

RAMAZAN VE MEKKE-ZAMAN VE MEKAN

Ramazan,  kendine has mühim özelliklere sahip kıymetli bir ay. Her şeyden önce Kur’an-ı Kerimin indiği ay olması, değerini kat kat artırıyor. Tıpkı, “güz mevsiminin evvelinde yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur” anlamında olduğu gibi müminlerin   günah kirlerinden arınıp kalplerinin pak olduğu ay;  yine  “güneşin şiddetli hararetinden taşların yanıp kızması”  anlamında olduğu gibi, katlanılan zahmet ve meşakkatler dolayısıyla mü’minlerin günahlarının yandığı rahmet ve mağfiret ayı.

Ramazan,  bu nedenle inananların,  günahlardan bunalan ve rahat bir nefes almak isteyenlerin hasretle bekledikleri; sağanak halde inen rahmet ve mağfiretle arınmak istedikleri en kıymetli aydır.  İlahi rahmete karşılık zahmeti ve eda edilecek ibadeti bol, koskoca bir ay…

İşte insan, bu zamanı bir de mekanla bütünleştirebilirse nasıl olur?.. Neler görür ve neler yaşar?.. Aradan kilometreler kalksa neler hisseder?.. Evet! Ramazan ayında Mekke’de olmaktan söz ediyorum… Rahmet ayında âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber’in doğduğu mekânlarda olmaktan bahsediyorum… Rahmet ayında, inişi ile insanlığı dirilten Kuran’ın indiği topraklarda bulunmaktan bahsediyorum… Rahmet ayında peygamberimizin atası Hz. İbrahim’in bizler için inşa ettiği Kâbe’nin yanı başında olmaktan söz ediyorum. Bu rahmet ayında ekin bitmemiş kupkuru vadiye gelen iki peygamber ve  gelecek olan O, en son peygamberle onun ümmeti için yerden kaynayan zem zem suyundan kana kana içmekten bahsediyorum…Rahmet ayında, yeryüzü kurulduğu günden beri “Harem” olarak kabul edilen ve Hz. İbrahim’in sınırlarını yeniden belirlediği dokunulmaz ve emin beldede yaşamaktan söz ediyorum….

Nasıl ki, kurban bayramını hac ibadeti ile birlikte yaşamak zamanda ve mekânda zirve bir güzellikte yaşamak ise bir mü’min için, Ramazan ayında da Mekke semalarından  “Ikra’”  sadalarını işitmek duygunun en zevkli doruklarında safa sürmek olacaktır.

Acaba nasıl geçer bu kutlu mekânda Kuran Ay’ı, acaba hangi mutluluklar yaşanır bu Ğufran Ay’ında. Müminler hangi mağfiret deryasından nasiplenir bu cennet mekânda?

Rabbim isteyen herkese nasip etsin! Etsin ve görsün ki, imkânını bulan ve nasibi olan müminler en kıymetli zamanı bu en değerli mekânda geçirmek için Mekke’ye akın etmiş ve Harem-i Şerif’i doldurmuşlardır. Özellikle ramazan ayının son on günü Harem-i şerifin civarı hac günlerinden farksız, namaz vakitlerinde bir santimetre kare yer dahi servete değer; İnsanlar bu konuda oldukça hassas, yer bulmak son derece zor; bastığı toprağın, ibadet edeceği mekânın ne kadar paha biçilmez olduğunu insan buradan da anlıyor.

Ramazan ayı, ibadet fırsatı son derece bol ve bereketli bir ay, Mekke ise gecesi gündüzü olmayan bir şehirdir. Geceyi değil, uyku saatlerini ayarlamak önemlidir. Aksi takdirde ne Ramazan’ın ne de Mekke’nin hızına yetişmek mümkün değildir. Her halükarda nefes nefese kalınır. Çünkü tavafıyla sa’yi ile umre ibadeti oradadır. Ramazan ayında bir umre daha yapabilme arzusu ile daha fazla çaba sarf etmek gerekir. Hele hele yaklaşık iki saat süren teravih namazlarının kim birini kaçırmak ister ki. Teravih namazının tam yarısında imam biraz ara verir. Bu esnada varsa cenaze namazı kılınır, mutlaka birileri rahmet-i Rahman’a kavuşmuştur. Namazın ikinci yarısı başka bir imamla devam eder. Teravih namazı kılınırken diğer taraftan tavaf da devam eder. Kişi istediğini yapabilir; isterse teravih kılar, isterse tavaf eder, isterse teravihin bir kısmında tavafa geçer ya da namaza hangi rekâtında ulaşırsa oradan dâhil olur.

Ramazan ayında bu değerli mekânda rağbet gören zaman dilimlerinden biri de Harem-i Şerif’te cuma namazına dâhil olmaktır. Cuma namazları son derece kalabalıktır. Saat 11 den sonra Kâbe’ye girmek neredeyse imkânsızlaşır. Belli bir zaman sonra ne ileri ne geri gidilebilir, yol boylarına da oturulamaz. Çünkü olağanüstü her durumda çıkışların açık olması gerekir. Cuma günü zamanın feyzi ve bereketi, mekânın feyiz ve bereketiyle orada cem oluverir müminlerin gönlünde…

Bu rahmet ayında Harem-i şeriften bir güzellik de Teheccüd namazıdır. Ramazan ayının son on gününde vitir namazları ve kunut, teheccüt namazının sonunda kılınır. Teravih namazından yaklaşık iki saat sonra kılınan ve yine bir buçuk saat kadar devam eden teheccüt namazı Kâbe’de özellikle ramazan ayında toplu şekilde yapılan en önemli ibadettir. Rükû ve secdelerde daha uzun süre dua edilir; sonunda kılınan vitir ve kurut duası her şeye değer. Diğer taraftan teheccüt namazının bir bölümünde tavaf etmenin zevkini keşfedenler de kunut duasıyla birlikte huşu içinde tavaf ederler.

Harem-i şerifteki zevk ve huşu dolu anlardan biri de Kâbe’nin karşısında, hemen yanı başında iftar etmektir. Tam iftar yaklaşırken ve ezan okunurken Mevla’ya açılan eller, dökülen gözyaşları ve yapılan dualar, evveli rahmet ortası mağfiret ve sonu cehennemden azad olma günleri olan bu mübarek ayda ve bu iftar anında inşallah geri çevrilmeyecektir… İftar vakti Kâbe’nin dış kısmında kutularla hazırlanmış iftarlıklar ikindiden sonra yavaş yavaş hazırlanmaya başlar. Sofralar yayılır, İnsanlar yerlerini almaya başlarlar. İçerde ise daha sade, hurma ve zemzemden oluşan sofralar vardır. Çoğu zaman insanların yanlarında ufak tefek yiyecekler bulunur. Bunlar da birbirine ikram ede ede çoğalır, sonunda insan kendini mükellef bir sofradan kalkmış gibi hisseder, çünkü orada, maneviyat sofrasında gönüller doymaktadır. Bazıları termoslarla kahve ya da çay getirmişlerdir, insanlara dağıtırlar. O esnada ne olursa olsun hepsi kabul, bir bardak çay ya da kahve Kâbe’nin karşısında epeyce hatırı sayılır kıymettedir, içimine doyum olmaz. İftar çabuk yapılmalıdır ki,  Kabe’de akşam namazına yetişilsin çünki iftardan çok kısa süre sonra akşam namazı için imam tekbir getirmeye başlar.

Kâbe’de ferdi olarak yapılan dualara, ramazan ayında topluca yapılan duaları da ilave etmek gerekir. Özellikle Kadir gecesi imamın yaptığı kunut duası hafızalardan silinmez. Kunut dualarının her biri ve teravihte okunan hatmin son gün yapılan duası ise neredeyse kırk beş dakika sürer. O esnada insan, yapılan dualardan yükselen seslerin dünyadaki bütün Müslümanlar tarafından işitildiği ve hep birlikte “Amin!” dedikleri hissine kapılır ki, inşallah bu dualar bütün Müslümanların dualarına ve hislerine tercüman olur.

Bu yeryüzü cennetinde geçirilen ramazan ayının sonunda beklenen mutlu son, güzel bir bayramla taçlanmalıdır. Evet, gerçekten de öyle olur. Kabeyi görebilecek bir yer bulup namazı orada kılabilmek için Harem-i şerife çok erken gitmek gerekir. Ne kadar geç kalınırsa o kadar gerilerde namaz kılmaya, Kabeyi görmemeye razı olur insan. Haremin içi, dışı sımsıkı oturan insanlarla iyice dolar. O gün herkes oradadır. İnsanlar bayramlıklarını giymişlerdir. Kadınlar sanki düğüne, nişana gelmiş gibidirler. Hele çocuklar, göz alıcı kıyafetleri, saçlarındaki enva-i çeşit süs ve tokalarla bugünün bayram olduğunu en iyi anlatanlardır. Bazıları da hazırlıklı gelmişlerdir. Getirdikleri şekerleri, hediye paketi haline getirdikleri misvak ve hurmaları dağıtmaya bazen de oturanlara doğru fırlatmaya başlarlar. Bunlar, bir aydan beri oruç tutanlara bayram sabahı Harem’de Rahman’ın en güzel ikramı olarak algılanır. Sabah namazı eda edildikten sonra bayram namazı beklenir, bu bekleyişte yüksek sesle tekbirler getirilir. İnsanlar bu tekbirler esnasında balkonlardan Kâbe’yi ve tekbirlerin tezahürünü seyrederler adeta. Bayram namazını tekbirlerle bekleyiş sanki Mekke’yi fetheden askerleri ve sevgili ashabı ile Hz. Peygamber’in Kâbe’ye girişini beklemek kadar insana heyecan verir. Sanki Rasulullah kapılardan birinden girecek ve bayram namazını kıldıracaktır. Beklenen an gelir coşku dolu tekbirlerle birlikte bayram namazı kılınır, hutbe dinlenir ve sonunda herkes birbiriyle bayramlaşır.

Ta ilk sahur anından başlayan mekândaki güzellikler bayram namazı ve bayramlaşma ile nihayetlenir. Dualar dualara eklenir son bir defa, cennetten gelen bu esintiyi tekrar yaşamak üzere… Dualar vardır orda, gelemeyenler için; tövbeler vardır orda işlenen günahlar için son bir çırpınışla; şükürler vardır orda Rabbin nimetlerine karşı yapılan; aşklar vardır orda yürekleri tutuşturan; gözyaşları vardır orda gözlerden yağmur gibi inen.  Allah arzu eden herkese bu mutluluktan tatmayı ve yaşamayı nasip etsin. Amin!

 Selva Yımaz ÖZELBAŞ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir