PEYGAMBER MESCİDİNDE BİR KUŞ MİSALİ

 

050320137135

PEYGAMBER MESCİDİNDE BİR KUŞ MİSALİ

Görevim gereği bir süre kaldım Medine’de. Her gün umrecilere konuşma yapar ve günde üç defa Mescit’te Ravza ziyaretine refakat ederdim. Günlerim eski Medine şehri yani Mescit’te geçti.

Mescid’e gidip gelirken gördüğüm Yeşil Kubbe Hz. Peygamber’in çok yakınımda olduğunu söylerdi. Salat ve selamlarla önünden geçer O’nun arkadaşlığıyla hiç korkmadan gecenin onikisi de olsa kaldığım yere dönerdim. Oturur pencerenin önünden Mescid-i Nebevi’yi seyreder, kendimce Ravza’ya doğru söz atardım.

Rasulullah’ın şehrinde olmanın huzuru içimi kaplamıştı. Hiçbir endişe duymadan kaldığım odamda dünyanın en mesut insanı olarak işlerim bitip uykum geldiğinde rahatça ve huzurla kafamı yastığa koyar deyim yerindeyse mışıl mışıl uyurdum. Kalkmam gereken saatte anında kalkar hazırlanır Hz. Peygamber’in misafirlerini ağırlamak için Mescid’e koşardım. Mescit’te namazdan sonra toplanan hanımlarla selamlaşır Ravza’ya girmek için onları hazırlardım. Etrafım soru soranlarla dolardı. Her soranın ve her sorunun benim için önemi büyüktü. Kendimi bu evin halkından biri hissetmemi sağlardı. Kimseye kızmadım ve surat asmadım. Zaten biraz durgun olsam hemen anlar ve sorarlardı.

Konuşma yapmak için otellere gidiyordum. Otel konuşmalarımız  çok içten ve duygusaldı. Orada neyi nasıl hissediyorsam onları öylece anlatıyordum. Genellikle Hz. Peygamber ve O’nun ahlakından, içinde bulunduğumuz şehrin kıymetinden, Rasulullah’a komşu olmanın hoşluğundan, Ravza ziyaretinin adabından, bu kutsal yolculuğun bize kazandırdıklarından ve onları nasıl koruyacağımızdan bahsediyordum. Bulunduğumuz topraklar bu konuşmaları daha da anlamlı hale getiriyordu. Bütün salon ve ben incelen yüreklerimiz nedeniyle göz yaşlarına boğuluyorduk.

Bunun aksine şunu söylemem gerekir ki, Mescitte oldukça soğukkanlı idim. Bir türlü duygusal boyuta geçemiyordum. Her ne kadar hemen yanı başımızda Rasulullah var idiyse de esasında; Rasulullah’ın evinde olmak beni sevince gark ediyordu . Ben orada çalışan biri idim.  Burada O’nunla beraber olmak son derece mutluluk verici idi.

Bir diğer sebebi de görevli olarak orada öyle olmak gerekiyordu. Her ne kadar duygusal mekânda olsak da çok dikkatli ve uyanık olmak gerekiyor. Adeta orada O’nun talimatı ile görev yapmak gerekiyordu Mekânı ve zamanı kavramak onlarla bütünleşmek gerekiyor, olayları, olacakları, ziyaretin akışını iyi kavramak gerekiyordu..Kısaca soğukkanlı olmak önemliydi.

Aslında Medine’ye giderken bir taraftan şaşkınlık bir taraftan da sevinç ve hayretler ederek gitmiştim. Orada yaşadığım sürece sanki bu bir rüya diyordum. Günler sanki bitmeyecekmiş gibi idi. Yani bitmesin istiyordum. Ama bu rüyalı günlerin geçeceğini, hayatın sillesinin bir tokat gibi suratıma ineceğini biliyordum. Elbette biliyordum, buna rağmen son güne kadar işimi soğukkanlılıkla sürdürdüm yine…

Rasulullah’ın harem kıldım dediği beldeden, O’nun dizinin dibinden ayrılmak, içinde bulunduğum huzur ortamından uzaklaşmak, dünyaya gelip rahatı kaçmak anlamına geliyordu. Tıpkı doğum günleri yaklaşan annesinin karnındaki yavru gibiydim.  Sessiz çığlıklarımı kimse duymuyor, içime akan yaşları kimse görmüyordu. Adeta taş kesilmiştim.

Benim dünyadaki cennetim olmuştu Medine. Temmuzun sıcağında güneşi yaksa da parıltısı içimi aydınlatıyordu. Mescit minarelerinden yapılan davete  koşan kalabalıkların ayak sesleri beni heyecana gark ediyor ve onları seyretmek beni güzel duygular içine sürüklüyordu. Geç saatlere kadar Mescidin etrafında oturan, geceleri burada yatan ve kim bilir belki de rüyasında gördüğü güzelliklere kapılıp ezan sesiyle uyanan insanları görüyordum.

Dönüş günümde de sanki oradaymışım gibi bir dönüş yaptım. Sanki zamanı durdurmuştum. Hep merak ediyordum. Döndükten sonra hangi hisler içinde olacağım diye. Sanki ilk defa gidiyor ve ayrılıyor gibiydim. Ve nihayet ben de geri döndüm.

Bu dönüşüm hakikaten farklı idi. Sanki hala Medine’de idim. Mescidin havası Medine’nin sıcağı ile birlikte iliklerime kadar işlemişti. Bütün maneviyatı ile Medine’de, sadece bedenen Türkiye’de idim. Beni bekleyen yakınlarım ne görüyorlardı bilmem ama ben hiçbir şey hissetmiyordum. Sanki bir süreliğine dönüş yapmıştım. Medine’de göremediğim rüyaları Türkiye’de görmeye başladım. Yani  bedenim de geceleri Medine’de idim. Oradayken hissetmediklerimi Türkiye’de hissediyordum artık.

Evet! Aradan zaman geçti. Ayrılık uzun sürmedi. Çok şükür şu anda yine Medine’deyim. Bu sefer önceden duymadığım ya da eksik duyduğum hisleri yaşıyorum. Medine semalarından gelen ezan seslerini pürdikkat dinliyorum. Daha, uzaktan Yeşil Kubbe ve Mescid’i görünce heyecanlanıyor, son derece etkileniyor ve salatu selamlar getiriyorum. Ramazan ayı münasebetiyle bütün Medine ve ziyaretçiler mescitte. Mescidin içide dışı da tıklım tıklım. Özellikle imam ağlamaklı sesiyle dua ederken Mescit’ten yükselen âminler sanki arşa yükseliyor. Göz yaşları adeta Hz. Peygamber’in havzına karışıyor. İnsanlar sanki Hz. Peygamber’in refakatinde namaz kılıyorlar. Namaz kılanlar sağanak sağanak inen rahmetle yıkanıyor.  Mescid-i Nebi şu anda her türlü perdesinden soyundu ve ben Peygamber Mescid’inde bir kuş misali istediğim an gece yada gündüz saatli ya da saatsiz  Ravza’ya girebiliyor selamlarımı arz edebiliyorum. Ve diyorum ki “Essalatu vesselamu aleyke Ya Rasulallah! İşte yine buradayım, senden ayrılmadım  evet ben hala senin şehrindeyim ve senin bahçendeyim, buna inanıyorum.”

Namaz sona erince kadınlar ziyarete hazırlanıyor. Şurada İranlılar, yanımızda Mısırlılar, az ötede Pakistanlılar, biraz geride Malaylar ve diğerleri. Kapılar açılıyor ve büyük bir gürültü ile Rasulullah’a, O’nun Ravzasına doğru adeta uçuşuyor, salatu selamlarla huzura yürüyor insanlar. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed… diyerek ve seslerini yükseltmeden, sevinç gözyaşları ve heyecanla ilerliyorlar. Gönüllerdeki tek dilek bir an önce sevgiliye kavuşmak. “Evimle minberim arası cennet bahçesi” dediği yere ulaşmak. Nihayet ulaşan ve yaşlı gözlerle semaya kalkan eller yakarmaya devam ediyor. Dertlerini Hz. Peygamberin huzurunda dökerek Allahtan bağışlanma, af ve merhamet dileyenler huzurdan ayrılmak istemiyorlar. Ve havzının üzerindeki cennet bahçesinde kapandığı secdeden duyduğu güzel kokulu gülleri bırakıp çıkmak istemiyorlar. Ben ise mescidin her noktasına konan bir kuş misali ordan oraya kanat çırpıyorum, Rasul’ün evinde görülmedik hiçbir nokta kalmasın diye.

 

Selva Hoca

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir