BİR MEDİNE AKŞAMI

Medineli Günler- 6

050320137128

BİR MEDİNE AKŞAMI

Mescidin çevresinde Medine akşamları oldukça hareketlidir. Özellikle yatsı namazından önce mescidin içi dolar. İnsanlar bahçelere taşarlar. Özellikle çocuklu kadınlar dışarıda namaz kılarlar. Böylece hem yer içer hem de çocuklarını eğlendirmiş olurlar mescidin çevresinde. Mescidin bahçesinde çocuk o kadar çok ki, yaz tatili olması bu oranı daha da artırıyor. Akşam olmasına rağmen hala sıcaklığını koruyan taşların üzerinde kovalamaca oynar çocuklar, mermerlerin üzerinde birbirlerini sürüklerler. Ezanın okunması ile birlikte kadınlar etrafa çeki düzen verirler, namaza durulur, çocuklar oyuna devam ederken bebekler de ayrı teraneden okumaya başlarlar. Annelerinin kucaklarından başka hiçbir şey onları susturamaz. Bu nedenle anne bir taraftan namaz kılar diğer taraftan çocuğunun bilumum ihtiyaçlarını görür. Bu vaziyette hem mescitte ibadet edilmiş hem de çocuklar manevi atmosferi yaşamış olurlar. Sonunda namaz biter. Çarşılar yeniden açılır, alış-veriş başlar kimileri için. Kimileri de Hz. Peygamberi ziyaret etmek için mescide yönelirler.

Yatsı namazından sonra da Ravza ziyareti yapılmaktadır. Özellikle yatsı ziyaretinin ardı arkası kesilmez. Temmuz, ağustos aylarında Arap ülkeleri tatilde oldukları için akın akın ziyarete gelinir. Saat 23 e kadar açık olan kapıdan girenin haddi hesabı yoktur. Ama bir de bakmışsın o kadar insan o kadar dar zamanda o kısıtlı yerde ne zaman namaz kılmış ve çıkmış. Son bir iki rekatı da Hücre-i saadetin en yakınında kılmak için yalvaranları, ağlayanları kırmadan ziyaret tamamlanır. Oraya kadar gelmiş olan hiç kimse Rasulullah’ı ziyaretten daha doğrusu Ravza’da namaz kılmaktan geri bırakılmaz. Hatta öyle gözü açıklar ve becerikliler vardır ki, defalarca içeri girip rekatlar dolusu namaz kılmadan dışarı çıkmazlar.

Yine bir akşam yatsı namazından sonra Ravza ziyareti yaptık. İnsanların ilgisi ve teveccühü çok fazla, ben de onlara karşı hoşgörü ve anlayış içindeyim. Bir gece daha hizmetimi yapmamın verdiği hazla mutluluk içerisinde emanete koyduğum telefonumu alıyorum emanet bürosundan. Değişik duygularla mescitten çıkıyorum. Kapıdaki görevliyle vedalaşıyorum. Güle güle mürşide Türkiye diyor bana. Mescidin bahçesinde; Yeşil kubbenin karşısında ya aile ve çocuklarıyla ya da tek başlarına, kimi oturmuş kimi uzanmış vaziyette insanlar, sanki kuş tüyü minderler serili yerlerde. Onlara imreniyor ve ben de oturuyorum. Ravza’dan çıkışta burada oturanlara insan imreniyor, bu sükûnet ortamında oturup dinlenmek, hasbihal etmek istiyor. Mekke’de Kabe’ye karşı, Medine’de de Yeşil Kubbe’ye karşı  oturup tefekkür etmek, aradan zaman perdesini kaldırıp seyretmek çok güzel. Tam karşımda Yeşil Kubbe ve Baki Kapısı, Mescid’i ziyaretten çıkanlar görünüyor.

Oturduğum yer harika bir yer. Arka tarafımda Baki Kabristanı, sağ tarafımda Mescit, sol tarafımda kıble. Oturduğum mekândan çok etkilendim. “Allah’ım! Beni ne güzel bir yere getirdin. Ne güzel bir görev nasip ettin?.. Nedeni ne olursa olsun iyi bir şey nasib ettin Allahım!” diye konuşmaya başladım. Bu günlerde bir burukluk var içimde. Bir buçuk aydır buradayım. Gideceğim günler yaklaşıyor. Bir daha gelir miyim? Ne zaman gelirim? Nasıl gelirim?  Dua ediyorum; “Allahım! Ahirette ayırma şefaatini nasib et. Orada da Peygamberimize komşu et. Burada göremediklerimizi orada göster,  Ya Rabbi!”  diye dua ediyorum.

Etrafta oturan herkes kendi hayret âleminde. Orada duygulanmak, ağlamak serbest. Sonunda bana kısmet olan bu nimete sebep olan kişi aklıma geliyor. Bana bu beldelerin sevgisini küçükken veren; hacca giderken kendisini selamlarla uğurladığımız, gelirken konvoylarla karşıladığımız ve bavulunu merakla açarak getirdiği hediyelere sevindiğimiz babam. Kına kokulu bavuldan çıkan envai çeşit tesbih, yüzük, kolye, takke, misvak vs. hediyelik eşyalar, misk kokulu elbiselik ve seccadeler. Hepsi Peygamber diyarından gelen hatıra idiler.

Ay ışığının sönük kaldığı şu Medine akşamında bu güzel mekânda en yürekten duayı hak eden merhumu aklıma getirdi Allah. En güzel duaları onun için yapabilmeyi istiyorum.  Sen O’nun adını bana duyurmasaydın, bu yolda olmasaydın belki de ben burada olmazdım diyorum. Rasulullah’a ve bu kutsal beldelere olan merak ve sevgisini bizlere aktarabildiği için ona dua etmek bir vefa borcu benim için. Çok güzel hatıralar anlatırdı döndüğünde. Biz de imrenirdik buralara gelebilenlere. O zamanlar bizim için çok uzaktı belki masal gibi gelirdi bu beldelere seyahat. Zamanla o kutsal beldelere gelip gittikçe buralardan haber getirdikçe heveslenmeye hayaller kurmaya başladık. Hayaller gerçek oldu şimdi ruhumla ve bedenimle buradayım.  Hiç biri hayal değil, hepsi gerçek; şurada oturuşum, nefes alışım, hissettiklerim, karşımda duran Mescid-i Nebi gerçek,  Bu kavuştuğum nimeti görmezden gelmem, çok doğal saymam mümkün değil.

Bu nimeti nasip edene şükredip sebep olanlara dua etmemek olmaz. En başta rahmetli babam için; “Allahım onun mekânını ve makamını cennet et. Kıyamete kadar ona güzellikler içinde bak, orada sıkıntı çekmesin. Dünyada garip bir insandı. İlim, irfan insanıydı; ya öğrenmekle ya da öğretmekle meşgul olmuştu.. Ona merhamet et. Kabir azabından koru. Sevdiklerinle beraber olmasını nasib et. Küçükken “ona fıkıh öğretin” diye Hz. Aişe’ye talimat veren Hz. Hatice’yi rüyasında gördüğünü söylerdi. İnşallah onlarla beraber olsun. Ahiretin nimetlerinden mahrum olmasın. Günahlarını affet. Affet Ya Rabbi!” diye dua ettim. Ardından diğer yakınlarıma ve dua isteyen herkese.

Duygu seli devam ediyor ayrılık vakti yaklaşıyor. Zaman çabuk geçti. Şurayı cennet sansam da, yalancı dünyanın cenneti demem gerekir. Dünyanın cenneti de bu kadar olur, geçici ve kısacık. Asıl hayat, geçici olmayan Ahret hayatı. Önemli olan oradakileri kazanabilmek. Şu an kendimi içinde hissettiğim güzellik ortamından ayrılmak istemiyorum. Öyle bir ortam ki, dünyadaki cennet ya da şairin dile getirdiği cennetin üzerindeki görünen kısım, aysberg gibi, “cennet eğer yüzükse kaşı da Medine’dir” dediği gibi… Aynen…

 

Selva Hoca

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir