KIYAMET NE ZAMAN KOPAR

KIYAMET NE ZAMAN KOPAR

İçinde yaşadığımız şu dünya ve kâinat insanın bir süre ikameti için yaratılmıştır. Bu süre zarfında tabi tutulduğu imtihan nihayete erecek ve “her nefis ölümü tadacaktır” inancına göre fani âlemden baki âleme göçecektir. Bu kaçınılmaz son her canlı için mutlaktır. İnsanın ölümü kendi kıyametidir. Bir de asıl büyük kıyamet vardır ki, o da dünya hayatının her şeyiyle son bulmasıdır.

Kelime olarak, “kalkmak, dikilmek, ayaklanmak” anlamlarına gelen kıyamet; bir terim olarak, kâinatın düzeninin bozulması, her şeyin alt üst olması, insanların yeniden yaratılıp diriltilerek ayağa kalkması ve mahşere doğru yürümesi demektir.

Kıyamet Günü geldiğinde insanoğlunun içinde yaşadığı, sınav için geçici bir süreliğine geldiği dünya hayatı sona erecek; her türlü acı tatlı yaşananömrün bu dünya boyututükenecek; insanın bu dünyadan hesabı kesilecek, diğer dünyaya yolculuk gemisi kalkacak hatta arkada el sallayacak bir kişi bile kalmayacaktır.

Hemen hemen bütün dinlerde ve inanışlarda ahiret inancı vardır. İslam inancına göre Kıyamet ve Âhiret hayatının mahiyeti ve nasıl olacağı gayba ait konulardır. Ve Müslüman için Kur’an’da ve sahih hadislerde bu konuda nasıl bahsedilmiş ve ne haber verilmiş ise önemli olan odur.
Kıyametin kopacağı inancı, İslam’ın temel inanç prensiplerindendir. Geleceğinde hiçbir şüphenin olmadığı o büyük gün; Kur’an’da Saat, Hesap Günü, Hüküm (Ceza) Günü, Karar Günü, Toplanma Günü ve Sur’a üflendiği gün gibi ifadeler ile geçmektedir.
Kur’an’da yaklaşık yüz kadar ayette Allah, kıyamet gününe vurgu yapmakta; kıyametin mutlaka ve ansızın geleceğinden, dehşetinden,kıyametin kopmasının, göz açıp kapama gibi veya daha az bir zamandan ibaret olduğundan, nasıl vuku bulacağından bahsederek; o günün muhakkak geleceğini fakat onun vaktini gizli tuttuğunu,kıyamet saatinin bilgisinin Allah katında olduğunu ifade etmiştir.
Kıyamet ile ilgili bir ayette Kur’an özetle; Kıyamet’in zamanının hiç kimse tarafından bilinemeyeceğini belirterek, “Sana, kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar, de ki: Onu ancak Rabbim bilir, onun vaktini, O’ndan başka belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, ağırlığını kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir. Sen sanki öğrenmişsin gibi sana soruyorlar, de ki: Onu bilmek ancak Allah’a mahsustur, ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.”Buyurarak son noktayı koymuştur.
Kuran’dananladığımız Kıyamet’in kesinliğidir. Zamanı ile ilgili bilgimiz yoktur ve o, Allah’ın dilemesi ile ilgilidir;  bilgisi O yüce zatın katındadır. O’nun dışında hiç kimse bu konuda en ufak bir bilgiyesahip değildir.

Hz. Peygamber (s.a.v)  de bu konuda Cebrail (a.s)’ın Kıyametle ilgili  sorusunu “Kendisine soru sorulan kişi soruları sorandan daha bilgili değildir.” diye cevaplayarak kendisinin de Kıyamet’in ne zaman kopacağı ile ilgili bir bilgiye sahip olmadığını açıklamaktadır.(Buhârî, İmân, 37).
Bu hususta dinimizin genel görüşü budur. Dolayısıyla bir Müslüman dünyaya bir süreliğine geldiğini, geliş nedeninin ibadet ve kulluk olduğunu, sürenin bitiminde ahiret hayatının başlayacağını ve önemliolanın buradaki imtihanları başarmak ve ebedi âlemde Allah’ınmükâfatlandırdığı bir kul olmak olduğunu bilir. Kurandaki kıyamet sahneleri de Allah’ın yüceliğini, azametini her şeyin sahibi olduğunu bildiren sahnelerdir. Ve insanların ahiret hayatı için mutlaka iyi hazırlanmaları gerektiği konusunda bir uyarıdır.

Son zamanlarda ortaya çıkan çeşitli kıyamet senaryoları ise, Asya, Avrupa ve Amerika’daki dini akım ve tarikatların taraftarlarının bu konuda ortaya saldığı korku ve dedikodulardır;  bunlar ancak belli maksatlara hizmet edebilir. Buna mukabil Allah’a, Ahiret Gününe ve Son Peygamber Hz. Muhammed’e inananlar için kâinat ve dünya hayatı hali hazırda Allah’ın dilediği güne kadar işlevini sürdürmeye devam edecektir.

“Rabbimiz! Bize peygamberlerine vaad ettiğini ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Muhakkak sen verdiğin sözden dönmezsin”. (Al-i Imran/194)

Selva Yılmaz ÖZELBAŞ

ZAMANA YEMİN OLSUN Kİ

ZAMANA YEMİN OLSUN Kİ

İçlerinden biri dedi ki: “Ne kadar kaldınız?” Dediler ki: “Bir gün veya daha az bir müddet kadar kaldık.”   Dediler ki: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir…” (Kehf Suresi, 19)
Evet, acısıyla tatlısıyla, iyisiyle kötüsüyle bir yılı daha geride bıraktık.  Ömrümüzden ne kadarlık bir süre daha geçti?  Bilmiyoruz aslında bir yıl mı, bir an mı, bir gün mü yaşadık?  İnsanlığın zihnini karıştıran; bilim adamlarına sorular sordurtan, varlığı yokluğu ve izafiliği tartışılan, araştırılan, zihinleri meşgul eden bir kavram olmuş zaman kavramı. Kuran’da da izafiliğini korumuş, bir muamma adeta insanlık için ve yine Yaratan’ın eşsiz kudretinin ‘zaman’ gibi bir eseri daha insanın karşısında dev gibi durmakta.
Bu bir yıla neler sığdırıyor insanoğlu neler. Bu yaşadıklarımızı eğer göz açıp kapayacak ya da bir gün gibi kısa bir süreye sığdırdı isek bu da insanı hayrete düşüren bir yaradılış harikası… Eğer Ashab-ı Kehf Kur’an’a göre mağarada 309 yıl kaldıkları halde bu, onların hesabına göre bir gün ya da birkaç saat idi ise, bizim şu 70-80 yıllık ömrümüzün Allah katında gerçek hesabı ne olabilir? Hz. Peygamber de zamanın ve dünya hayatının kısalığı ve geçiciliğini ifade için insanın durumunu, “bir ağacın altında gölgelenip sonra da bırakıp giden yolcunun durumu gibidir.” (Tirmizî)  şeklinde tasvir etmiştir.
Zaman da mekân da Allah’ın olduğuna göre bunlarla ilgili her türlü tasarruf da O’na aittir. İlim adamlarına düşen onun ilmini anlamaya çalışmaktır. Diğer taraftan da tıpkı kıyametin ne zaman kopacağı konusunda olduğu gibi, zaman konusunda da bize düşen onu iyi kullanmaktır. Çünkü zaman en önemli sermayesidir insanoğlunun. Hatta insan onunla yarış halindedir ama hep o, insanı geçmektedir. İnsana düşen de onu iyi geçirmek, iyi yolcu etmek, verimli hale getirmektir. Hz. Peygamber’in diğer bir hadisinde belirttiği gibi; insanoğlunun gaflet ettiği iki önemli şeyden biridir zaman. Yaşadığımız bu zaman dünya hayatına aittir ve insanoğlu bu dünyaya; zamanını Rabbine kulluk etmesi ve imtihanı başarabilmesi amacı ile gönderilmiştir. İmtihanı başarabilirse Allah’ın özenle yarattığı, akılla donattığı ve meleklerine medh ettiği kulu olma şerefine erecektir . Aksi takdirde amacına aykırı davranarak hayvanlardan da daha aşağı bir mahlûk haline gelecektir.

Kur’an zamana yemin eder;  insanın zararda olduğunu söyler ve istisnalardan bahseder. Şimdi insana düşen görev; dünyaya geliş ve yaratılış amacına uygun olarak; zararda mı yoksa müstesna bir hal üzere mi?” olduğunun muhasebesini yapmaktır. Yılbaşları ve yılsonları insana tefekkür fırsatı veren zaman dilimleridir. Özellikle günümüzün insana sunduğu onca aleyhte cezbedici, zaman tüketimine yönelik unsur varken istisna hal üzere olmak zorlu bir mücadeleyi ve insanın kendisine sorular sormasını gerekli kılacaktır.
Şimdi hepimiz kendimize sormalıyız. Geçen bu sene boyunca biz ne yaptık? Bir fakire aş bulabildik mi? Bir yolunu kaybetmişe yol gösterdik mi? Bir cahile bilgi kaynağı olabildik mi? Göremeyene göz, duyamayana kulak, yürüyemeyene baston olabildik mi? Kendimiz için çok şeyler yapmış olabiliriz. Bakımımıza, arabamızın bakımına, bahçemizin peyzajına, evimizin mimarisine verdiğimiz değeri harcadığımız zamanın bir benzerini ya da birazını insanlığa da değer olarak ekledi isek kazananlardan olduk demektir.
Kendimize sormaya devam etmeliyiz. Yalansız bir sene geçirdik mi? Doğru olmanın riski ile karşılaştığımızda dürüst olmaya devam edebildik mi? Hile yapabilme fırsatı ile burun buruna geldiğimizde nefsimizle baş edebildik mi? İçimizdeki ses bize hangi yolları gösterdi de biz onun iyisini kötüsünden ayırt edebildik.

Yine sormalıyız kendimize çocuklar yine savaşlar nedeni ile yetim kaldılar mı? Ya aile kavgasına kurban giden ve öksüz kalan çocuklar? Töre cinayeti ve öfkeli koca yüzünden hayatından olan kadınlar? Gözleri yaşlı, yakınlarını arayan aileler? Ve benzerleri..Bütün bu sorunlara çare bulmak için bir şeyler yapabildik mi?  “Evet!” diyorsak  hüsrana uğrayanlardan değil de kurtuluşa erenlerden olmuş olabiliriz.

İşte o zaman ve her halükarda şu duayı çok yapmalıyız:  “Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ve güzellik ver, Ahirette de iyilik ve güzellik ver ve bizi cehennem azabından koru.”(Bakara suresi/ 201)

Selva Yılmaz Özelbaş

HAC ve UMRE GÖREVİYLE İLGİLİ RÖPORTAJ

HAC ve UMRE GÖREVİ

20130325_140802

1- Hacda görev yapmanın sizi heyecanlandıran kısmı neresidir?

Hacca gidenleri ‘Allah’ın misafiri’ olarak kabul ederiz. O’nun misafirlerine ev sahibi ve mihmandar mevkiinde olmak son derece heyecan vericidir.

2- Bu göreve nasıl seçiliyorsunuz?

Ben vaiz olduğum için gitmek istediğimde kuruma başvuruyorum, kurumum ihtiyaca ve önceliğe göre gerektiğinde görevlendiriyor.

010320137028

3- Hacda görevli olan bayanların sorumluluk alanları nelerdir?

Bayanlar kafilelerde irşat görevlisi olarak bulunurlar. Bayan irşat görevlileri, bayanların hac- umre ve diğer dini vecibeleri dinin istediği şekilde ve eksiksiz yapmaları konusunda yardımcı olurlar.

4- Bunun için özel bir eğitim alıyor musunuz?

Eğitim veriliyor.

280220137022

5- Hacıların beklentileriyle görev ve sorumluluklarınızın çatıştığı durumlar oluyor mu? Nasıl?

Zaman zaman oluyor.

Hacıların kulaktan dolma öğrendikleri eksik dini bilgilerle hareket etmek istemeleri durumunda çatışma oluyor. Mesela Uhut dağını gezerken oradan taş alıp getirmek istemesi, konuşamayan çocuk için deve dili talebi, kendilerine özel ilgi beklentileri.

20140217_143154

6- Bir yolculuk ve bir ibadet olarak Haccın insan kişiliğini ortaya çıkaran ve dönüştüren etkisi hakkında neler söylemek istersiniz?

Yolculuk bizatihi kişiliği ortaya çıkarır. Hac ibadeti de farklı ülkede, farklı iklimde, farklı mahalli kültüre sahip kişilerle aynı ortamları paylaşarak yapılır. Yolculuk uzun süreçte ve meşakkatli olduğu için kişilikler tamamen ortaya çıkar. Daha uçağa binerken sorun çıkarma, otobüslere binişte önde olma çabası, oda arkadaşları ile geçinememe, mescitlerde namaz kılacak yer bulmada sıkıntılar, izdiham oluşturma, izdihamda itiş-kakış, Hz. Peygamberin mescidinde ravzaya girerken adeta kendini kaybedercesine koşuşturma, hissiyata yenik düşme, görevlileri dinlemeden hareket etmeler, fevri davranışlar  v. b; hep ortaya çıkan kişiliklerdir.  Eğer bunu fark eder de kendisini görüp tanıyabilirse olumluya dönüşür. Bu yüzden gitmeden önce ve gittiğinde oralarda hacı adaylarını sabırla görüp kollayan ve hata yaptıklarında uyaran erkek ve bayan görevliler bulunursa onlardan da istifade eder. İnsanlar çoğu zaman bir uyarıcıya mu